Bilincin Tanrısal Yolculuğu Kitap Özeti

Bilincin Tanrısal Yolculuğu Kitap Özeti

Bilincin Tanrısal Yolculuğu Kitap Özeti
Yayınlama: 22.12.2022
295
A+
A-

Bilincin Tanrısal Yolculuğu Kitap Özeti

Bilincin Tanrısal Yolculuğu Hakkında

Gösteri bitiyor, birazdan çoğu insan olmayacak. Uyuduğunu sanarak bir diğerinin yaşamına uyanacak.

Önemli olan kim olacağınıza inandığınız değil, kim olduğunuzu bilmenizdir. Peki kim olduğunuzu nereden bileceksiniz? Tarihler boyunca aşılanan bir melez olarak, damgalanan kağıt kimliklerden mi? Çocukken her cümlesine inanarak dinlediğiniz hiç tanımadığınız öğretmenlerden mi? Yoksa günlerinizi saatler içine, yaşamınızı yıllar içerisine sığdırmanızı öğreten inançlardan mı? Peki ya hiçbirisi değilse? Tüm bu oyunları kendin, sadece inanmak istediğin için düzenlemiş olabilir misin? Çocukluk yaşamını bildiğini zannediyorsun, oysa ki tüm olanlar etrafındaki insanların oluşturduğu anılardan ibarettir, onlar da içinde oldukları anıların gerçek olduğuna inanmaktadır.

Hiç kimse çocukluk fotoğraflarında kendini kabullenmez, ancak başkaları o olduğuna inandırır. Hatırlamazsan bilemezsin, bilinç bilmediklerini deneyimleyemez. Kim inanmanı istemediyse aslında inanmanı istedi, kim inanmanı istediyse aslında inanmanı engelledi. Gözden kaçırdığın esas mesele, sistemin seni anılar içerisinde yaşatarak uyutmasıdır. Peki neye inanıyorsun? Kendi ölümün hariç gördüğün ölümler yüzünden öleceğine mi? Yalanın iyi ve kötü senaryosuna mı? Arınıp uyanmanı bekleyen bir Tanrıya mı? Yoksa tarih boyu korkuyu empoze ederek kontrol için yaratılan çeşitli şeytan figürlerine mi? İnanmaya çalışma, dönüşümsüz inanç, çarmıha gerilen altı yüz altmış altı rüyadır. Canavarın rüyası bilgisiz bilinçte yaşamaktadır. Kendini gerçekleştirme bilimi, kim olmadığını öğrenmenle başlar, gerçeği gerçekleştirme bilimi de hangi ırk olduğunu bilmekle. Kendine yabancı olsan bile, evinin burası olmadığını biliyorsun. Sürekli gitmek istedin ancak nereye gideceğini bilemedin.

Yalanların iyi ve kötü rüyasında olan insan uyanınca, masalsız Tanrının sessizliğini merdivenleri tırmandıkça duyacaktır. Bilincin Tanrısal Yolculuğu, spiritüalizmin ifşasını gerçeğe çağrı olarak sunmaktadır.

Bilincin Tanrısal Yolculuğu Hazırlayanlar ve Emeği Geçenler

Dil : Türkçe
Yazar : Behruz Hüseyinzade
Yayıncı : Vortex Publishing
Yayınlanma tarihi : 1 Eyl 2021
Sayfa Sayısı : 96
Kapak Tasarımı : Jadah Gusseinova

Bilincin Tanrısal Yolculuğu Kısa Özet

Tüm levhaların bittiği yerde olan gözcü, madde planda insanın fiziksel yasalara tabi bir makine olduğunu görmektedir. Öğretilen insan olmakla özel olan varlık ortaya çıkmayacaktır, aksi halde insan tohumunun temeli atılmazdı. Temelin hakikat olarak atılması, bilinirlik durumunu beraberinde oluşturmaktadır. Bilinir olanın üst mertebesi yoktur, tüm levhalar bilinir olsaydı kaostan düzen oluşmazdı. İnsanın mükemmel olmasıyla bağlı inanç fenomenleri beynin bulanık oyunlarından başka bir şey değildir. Oysa yüksek bilincin varlığı, insan olmakla ilgili gerçekten özel olan tohumun tezahür olanda saklı olduğunu duymaktadır. Bilinç bütünüyle kodlamalardan oluşmuştur, burada moleküllerin varlığı sistem özelliğinden dolayı katılığı oluşturur, katılık görünür olanı yaratır. Tikel moleküller üst bilinci oluşturur, ikici moleküller çoklu kimlik çarkı ve tezahürlerini. Bu katılığın temeli karanlık maddedir, nöronların elektriksel akımı elektrokimyasal yapılanmayı doğurur. Bu süreci açıklamak için kuantum mekaniği yetersizdir ancak kısmen açıklayıcıdır. Okült bilim bu yapılanmayı bizlere detaylıca açıklamaktadır, bu yapılanmada sistemin önceki hali bir sonraki halini oluşturmamaktadır, yapılanmanın mevcut olmayan hali gerçeği ortaya çıkarmaktadır. Nörolojik düzeyde, sistemin oluşmasında bilinç levhalarına kadar bir boşluk görülmemektedir, boşluk bilincin kendisi olarak şekillenmektedir. Bilinç nöral yapı güçlerinin oluşturduğu nedensellik dışındadır. Nedensellik ilkeleri düşüşü oluşturur, yani madde planla başlayan bilinçler arşetipe dönüş sürecinin oluşmasına sebep olur. Bu durumda bilinç arayışa başlamaktadır, buna karar verdiği zaman diliminde tekrar başladığı noktaya yani arşetipe dönüş başlamıştır. Ancak ikici ilkelerle hareket etmekteyse bir daha düşecektir ve bilincin tezahürünü (bilinçaltı) güçlendirecektir. Hücre, organ, organizma yapıtaşlarında nesne terkipli varlıklardan oluşan yapılar mevcuttur, cansız olarak bilinenlerin nesne yapıtaşlarında beliren hücresel organizmalar dolaşmaktadır. Okült pratikte bilincin yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya levhalar oluşturması canlılık inancını geçersiz kılmaktadır. Her bir levhanın birbiriyle bağlantısını gerçekleştiren nöronların varlığı değil, mekanik işlevlerin sonucu yani önceden mevcut olan projeksiyonun mevcut olması durumudur. Canlılık inancı nedenselliğin onaylanması sonucu ortaya çıkan bağlantının sunduğu yanlış enformasyondur. Kuantum fiziğinde ışığın hem dalga hem de parçacık davranışı göstermesine* (göreceli ve bilinçli davranış biçimi) sebep olan nedensellik boyutunda ikici projeksiyonunda gözlemlenir olmasındandır. Nedensellik boyutunun ikici projeksiyonunda gözleyen her daim gözlemlenmektedir. Tüm fiziksel olayların fiziksel özellikleri vardır, ancak bazıları fiziksel özelliklere indirgenemeyen bilinçli özelliklere sahiptirler. Bu durumda ya tümü gören göz olacaksınız veya sadece idrak edebildiğiniz kadarını gözleyen tezahür.

Bu noktaya gelmen önemlidir, seni buraya getiren tezahürlerinin seninle seni izlemesidir. Bu noktada neye inandığın veya neye inanmadığının hiçbir önemi olmamaktadır. Bilincine serpilen tohumlar seni bana anlatarak seni tanımamı sağlamaktadır, benim seni sana tanıtmam için senin tezahürlerini toplaman önemlidir. Beni farklı şekillerde ve yapılarda görmek senin farklı idrak derecelerindir, beni gerçek kimliğimle görmen senin aynada kendini görmene beraberdir. Bu aynı zamanda kendini görmen konusunda da geçerlidir. Bu noktada neden ve ne zaman sorularını soramazsın, soracak olursan buna yanıt almak için derilerini yılanın derisini soyduğu gibi soymalısın. Günler, aylar, yıllar geçmiş gibi olacak. Sonunda, tek noktaya vardığında tüm geçip gidenlerin senin için tekrar yaşama durumu olduğu ortaya çıkacak, tekrar tekrar yaşayarak zaman anahtarcısının anahtarını bulacaksın. Bu noktaya geldiğine göre artık hatırlamaya başladın, neyi hatırladığını görmeyebilirsin ancak “Codex Asylum” mutlak gerçekleri sana yaşatacak, yaşamın diğer tarafında O’nunla bütünleşerek, varlığına ve mutlak olanlara karışacak.

Cehaletin bedeli

Bu hayalindeki bir gerçek değildir, bu hayal edemeyeceğin gerçektir. Yaşamının sadece sana tanıtılan küçük bir sahne olmasıyla tanışacaksın. Tanrılar mı yoksa Tanrı mı? Hayır bu sadece senden önceki sen tarafından yaratılan bir filmin küçük sahnesidir. Kendini bulman için senin sana bırakmış olduğu acı, sefalet ve cahillikle süslenen film. Bu filmi izle-dikten sonra da yaşamaktan asla kaçamazsın, yapabildiğin filmin içerisinde kaçabildiğine dair yaratacağın küçük yalanlardır. Bir süre kaçabildiğine inanacaksın, ama bu uzun sürmeyecek. Mutlak gerçekler bir gün beynine saplanacaktır, çünkü gerçek sen senin için yarattığı filmde çok sayıda kayıtlar bırakmıştır. İstesen de istemesen de döngü sana bu kayıtları yaşatacaktır.

Bu kayıtları yakaladıkça daha derinlere, zaman kırılmalardan oluşan sonsuz tekrarlara yuvarlanacaksın.

Günümüz zamanında insan ırkının mutlak gerçekleri öğrenmesi yolunda oldukça fazla sorunları mevcuttur. Bu sorunlardan temel sorun haline gelen ve neredeyse mutlak gerçeğe ulaşmanın önünde bulunan en büyük engel olan öğretilmiş körlük veya öğretilmiş cehalettir. İnsanların büyük sorunu bilgiye ulaşamamak değildir, insanların en büyük sorunu gerçek bilgilere ulaşama

maktır. Her bir insan beynin çalışma mekanizması gereği bilmek ve öğrenmek ister. Lakin her bir bilincin bilme ve öğrenme derecesi birbirinden farklıdır, bu farkı oluşturan çok husus vardır, başlıca husus ise sadece her bir insanın aynı bilinç kodlamasına sahip olmaması gerçeğidir. Önemli olan sadece okumak değildir, önemli olan sadece öğrenmek istemek de değildir. Artık günümüz zamanında önemli olan sadece gerçek olanları okumak ve sadece gerçek olanları deneyimlemektir. Maalesef kitaplarda, sosyal medyada ve diğer bilgi çoğaltma araçlarında zararlı bilgilerin sayısı son derece fazladır. Peki neden böyle bir durum oluşmaktadır?

Sorun şu ki bu durum sadece kitaplardan, sosyal medya yanılgısından ibaret değil, çok sayıda bilgi ulaştırma araçları kişileri aydınlatmayı değil “mutlu” etmeyi amaçlamaktadır. Tabi ki konu spritüal kitaplar ve eğitimler olduğundan, gerçek şu ki bu kitapları yazan ve eğitimleri verenlerin amacı çoğunlukla katılımcıyı bilgilendirmek değil öncelikli olarak onları günlük yaşamlarında mutlu etmektir. Çünkü katılımcı ve okuyucu, kitaptan ve eğitimden bir şeyler öğrense dahi, eğer günlük yaşamında mutlu değilse memnun olmuyor ve uzaklaşıyor. Özellikle söz konusu gerçek metafizik boyut bilgilerini aktarmak ise insanların büyük kısmının zorlanacağını ve bırakacağını bilmektedirler. Bu yüzdendir ki kitap ve eğitim dünyasının büyük kısmı da tıpkı internet ve klasik medya gibi günlük yaşamın küçük mutluluklarıyla insanların duygusal zaaflarına hitap eden, kişileri “mutlu” eden ama çoğu zaman aslında pek de bilgilendirmeyen tam aksine kirleten kitap ve eğitimlerle doludur.

Gerçekten bir şeyler öğretmeyi çoğunlukla kimse göze alamıyor çünkü yalanların içinde bulunarak öğrenmek acı verici bir süreçtir, üstelik söz konusu Metafizik ve daha ilerisi Okültizm ise… Yalanlardan oluşan inanç kalıplarına sahip bireyin gerçekleri öğrenmeye başlaması, yalanlardan oluşan inanmış olduğu yaşamın yıkılması anlamına gelir. Yaşamı boyunca 30,40,50 bazen de daha fazla süren yaşamda birey yalanlara inanmış ve bu yalanlar esasında yaşamını şekillendirmiştir. Bunca sene yalanlara inanarak yaşayan ve hayatını şekillendirmiş olan bireyin aniden somut şekilde inandıklarının yalan olduğunu bilmesini düşünebiliyor musunuz? Tabi ki bu belirli bir sürece yayılarak gerçekleşiyor, birey sözlerle telkin edilmemektedir, tamamen deneyimleyerek bu süreci yaşamaktadır ancak nihayetinde tüm yalanlar yıkılmaktadır, birey mutlaka bu süreci yaşamaktadır. İnsan yeni bir şey öğrendiğinde beyninde yeni nöronlar çalışır, yeni idrak dereceleri açılır. Yeni bir bilgi öğrenen kişi eski bilgiyi bırakmak zorunda kalır, çünkü empoze edilen yalan ve kirli bilgiler silinmeye başlar. Bu bazen alışkanlıklardan tutun bireyin günlük yaşantısındaki gerçek bildiği aslında yalan olan tüm değerleri bırakmasına sebep olur. Bu durum insanlar için çok zordur. Bu durumda cehalet sistem tarafından değil zaten insanların kendileri tarafından yapılan maktadır. Haz ve mutluluk sağlayan cehaleti vermek, bilgiyi vererek sorumluluk sahibi olmaktan kat kat daha kolaydır (kârlıdır). İşte bu durumda ortaya çıkan gerçek, günümüz zamanında insanları cehalete boğan çok sayıda neo spiritüalizm akımlarının varlığıdır. Günümüz zamanında spiritüalizm adı altında oluşturulan cehalet sistemini söz konusudur. Bu öğretiler insanlara günlük küçük mutluluklarla ruhsal gelişim vaadi vermektedirler. Bilgiler o kadar fazla kirletilmiştir ki insanlara mutlak gerçekleri aktarmak için öncelikle kirli bilgileri altını çizmek şart olmuştur. Metafizik yapının arşetipi (başlangıcı, orijinal hali) bilmediğini fark eden bireyin hayret etme durumudur. Birey bir gün bilmediğini fark edebilir. Bu durumda bilmediğini bilmeyen kişinin o şeyi öğrenmesiyle yaşadığı duruma ise ‘bilmek’ denilir.

Bilmek, bilmediğini bilmeyen kişinin o bilgiyi öğrendiğinde içine düştüğü durumu idrak etme durumudur. Çünkü kişinin bu konuyla ilgili en ufak bir bilgisi olmadığı için öğrenince bildiğini hatırlar. Bilinç birbiriyle zıt olan veya çelişen düşüncelerle karşılaştığında, bir üst idrak derecesindeki kodlamalarla bir alt idrak derecesindeki kodlamalar etkileşime geçer. Bu durumda bilinçte travma temelli açılımlar oluşur, bunun sonucunda birey kendini pek rahat hissetmez, endişeli bir hal alır ki aslında bir nevi küçük şok dalgası yaşamaktadır. Bireyin bilinci bir üst idrak derecesine geçit yapmıştır ki birey bu durumda artık bilmektedir, ancak bildiğini bilmesi sarsıntı dalgasının ardından ortaya çıkacaktır. Bu durum yetmiş iki idrak derecesi için oluşturduğum Ezoterik ve Okült çalışmalarda bireyler üzerinde somut şekilde gözlemlenen durumlardan biridir. Bu yüzdendir ki insanlar ilk adımlarda yeni bilgiyi almamak yani mutlak gerçekleri öğrenmemek isterler ve kendi yanlış düşüncelerinde tutarlı olmaya devam ederler. Düşüncelerde tutarlı olma isteği insan ırkının geneline yayılmış olan parazitlenmedir. Her an her konuda sabit şekilde “Tutarlı” davranışlar sergileyen insanlar doğal olarak size daha güvenilir gelir, aslında her daim her bir görüşte tutarlı olmak bireyin gerçekleri bildiğini göstermez. Deneyim sunabileceğin konularda tutarlı olmalısın, özellikle Okült bilimci tutarlılığını deneyimler sonucunda ortaya çıkarmaktadır. Deneyime dayalı olan tutarlılıkla düşünce dayalı tutarlılık tamamen farklıdır, üstelik deneyime sahip tutarlılık sabit zaman içerisinde tutulmamaktadır. Okültizm yolculuğunda ilerleyen bilincin aslında tutarlı olmaya değil tutarsızlığa ihtiyacı vardır. Çünkü bilim tutarsızlık sayesinde ilerler. Günlük yaşamlarda ise toplumun durumu böyle değildir. Eğer birey herhangi bir zıt fikirle karşılaşırsa tutarlı ve dengeli bir hale gelebilmek için kendini kandırmayı seçer ve karşılaştığı yeni fikrin gerçek olduğunu sezmesine rağmen onu kabul etmez ve kabullenmemeyi zafer zanneder, oysaki en büyük yenilgiyi yaşamaktadır. İnsanın kendini kandırması en büyük yenilgisidir.

Bilinç derecesine göre, inanmış olduğu yaşamın içerisinde konfor diye ona inandırılan göreceli zevkleri kaybetmek istemez. İnsan ırkının büyük bir kısmının yıkılmaz yanlış inançlar geliştirmesi bu sebeptendir ki hayaller okyanusunda kibrit kutusu üzerinde kaybolmuşlardır. Ne kadar inanç kalıplı bir yaşam yaşarsam kafam o kadar rahat eder yanılgısı mevcuttur.

Aslında insanların sergiledikleri tutarlılık konfora dayalı kendini kandırma tekniğinden başka bir şey değildir. Bu türden tutarlılık durumu yaratıcı bilincin dahil olmayacağı bir frekans olmaktadır. Okültistler her zaman tutarsızlığın peşinde olmuştur, yalnız bu durumda mutlak gerçekleri öğrenmek mümkündür.

Yukarıda okuduğunuz cümleler içerisinde açılımını bekleyen bazı cümleler mevcuttur ki bu durum kendisi günümüz zamanında kirliliğin ne denli büyük olduğun dan haber vermektedir. Okült bilimde bilginin aktarılma fazlarının dereceleri mevcuttur ki Ezoterik yolla aktarılan bilgi çok boyutlu bilginin iki fazlı veya tek fazlı sisteme aktarılması olmaktadır, günümüzde tamamen ezoterik yolla bilgi aktarmak imkânsız bir hal almıştır. Bu yüzdendir ki en alt düzeyde olan anlatımla yani iki fazlı konuşma diliyle bilgi aktarımı gerçekleştirmekteyim ki bu bile çoğu zaman insanlar için anlaşılması zor anlatımdır, çünkü artık insanlar idrak derecesinin ilk katmanında bile değil sadece bilinçaltına empoze edilen hayali planlarda yaşamaktadırlar. Durum böyle olunca yukarıda çok basit dilde anlatılan anlatıların bile açılımını yapmak zorunda kalmaktayım, böyle bir durumda yukarıda söylediğim üzere mutlak gerçekleri aktarmak için önce uzun bir süre bilgi kirliliklerini ortadan kaldırmak zorunlu hale gelmektedir.

Mutlak gerçeklere ulaşılması adına yazmış olduğum kitaplar bilinç derecelerine göre düzenlenmiştir, kitaplarımın bu şekilde düzenlenmesi kaçınılmaz olan bilinç derecelerinin yani bilinç türlerinin çok çeşitliliğinden kaynaklıdır. Yazmış olduğum “KAYIP IRK” kitabı bilinçaltı yaşamı süren yani empoze edilen inanç kalıpları içerisinde kendine kimlik yaratıp kaybolan bireylerin sorgulama kabiliyeti kazanması ve sahip oldukları inanç kalıplarını yıkmaları adına aktarıl maktadır ki aynı zaman bu kitap bilincin uyanması için belirli tohumları bireyin beynine serpmektedir. “KAYIP IRK” kitabı mutlak gerçeklere adım atılması için temel mutlak gerçeklerin sadeleştirilerek kaleme alınmasından ibarettir. Bununla yanaşık olarak bireyin empoze edilen hayali yaşamda sorgulama kazanmasıyla oluşturduğu uyanışın kalıcı olması için bilinçaltı onarım programı gerçekleştirilmektedir.

Yazmış olduğum bir diğer kitap “YAŞAMAK VAR OLMAK DEĞİLDİR” isimli kitap hayali yaşam içinden çıkabilen bireyin birkaç adım daha yüksek dereceye adım atması adına yazılmış olmaktadır. Artık birey çok sayıda ipuçlarına ve temel mutlak gerçekliğe hâkim olmaktadır ki birey artık inanç kalıplarından büyük ölçüde sıyrılmış olmaktadır. Çok sayıda göreceli yaşamlardan kurtulabilmiştir, böyle bir birey yukarıda bahsetmiş olduğum spiritüalizm adı altında empoze edilen sahte öğretilerin farkındadır. Burada dikkatinizi çekmek istediğim nokta idrak derecelerine göre bilginin aktarılması, bilginin idrak edilmesi adına özel anlatım dili kullanılmasıdır. Bilinçaltı yaşamında bulunan bireylerin mutlak gerçekleri anlayabilmesi adına sahip olduğu yanlış bilgi arşivinden olan bazı kavramlar tekraren kullanılmaktadır. Eğer bireyin yanlış bilgi arşivini ve bu arşivdeki terimleri tamamen yıkarsak bu zaman beynindeki gerekli noktaların birleşmesi gerçekleşmeyecektir, çünkü birey okuduğunda karşılaştığı metnin bazı kısımlarında bildiği kavramları okumalıdır, aksi taktirde birey zaten okumayı bırakacaktır ve temelli uzaklaşacaktır. Buna örnek olarak ruh kavramını ele alabiliriz, “KAYIP IRK” kitabında ruhun varlığından bahsedilmekteyse “YAŞAMAK VAR OLMAK DEĞİLDİR” kitabında ruhun mevcut olmadığı açıkça belirtilmektedir. Bilinçaltı onarımı gerçekleştirmeyen, yani üst bilinçten okumayan bireyler bazen bu durum karşısında karmaşıklık yaşayabilmektedirler ki biraz daha dikkatli olduklarında bu karmaşıklığa son vermektedirler. Burada dikkat edilmesi gereken bir hususta vardır, topluma inandırılmış olan metafizik anlamlarının yanlış olduğunu vurgulamak. Bundan dolayıdır ki yazmış olduğum kitapları her defa yeniden tekrar okuyan birey yine her defasında yeni bir açılımı yakalamakta ve aktarılanı daha öz haliyle idrak etmektedir.

Bilinçaltı onarım programını bitirmiş olan birey daha önce okuduğu kitabı onarım sürecinden sonra bir daha okuduğunda tamamen farklı gerçeklerle karşı karşıya kalacaktır ve kalmaktadır. Bu durum başlı başına bilinçaltı onarımın ne kadar önemli olduğunun somut kanıtlarından sadece biri olmaktadır, üstelik yeniden yetmiş iki idrak derecesine dönecek olursak, her bir idrak derecesinden sonra bu durum devam edecektir, yetmiş iki idrak derecesini tamamlayan birey yeniden tekrar kitapları okuduğunda aktarılan bilginin tamamen öz halini görebilmektedir. Bu durum sadece okuyarak idrak etmek konusunu kapsamakta değil, bu durum aynı zamanda bireyin yapacağı Okült çalışmalardaki alacağı sonuçları da etkilemektedir. Bu durum sadece benim yazmış olduğum kitapların öz halini görmekle sınırlı değil, birey artık okuyacağı tüm kitapların öz halini gör meye başlamaktadır. Sizlere sık sık bilinçaltı yaşamıyla spritüal gelişim elde edilemeyeceğini söylemekteyim, şimdi bu söylemin kesin ve net olarak söylenmesindeki gerçekliği görmektesiniz. Bilinçaltı yaşamında olan birey sahip olduğu empoze edilen göreceli yaşamla madde ötesini gerçekleştiremez ve deneyimleyemez. İşte tam da bu noktada bu kısa bilgilendirme içinden birkaç kavramı ele almak aydınlatıcı olacaktır. Öncelikle ruh kavramının yanlış ve kirli bilgilendirmeler sonucu ortaya çıktığını bir daha tekrar ederek, bu kavramın bugün mevcut olan şeklinin tamamen bireyin hayali inanç kalıplardan şekillendirildiğini bilmeniz gereklidir. Ruh kavramının ortaya çıkışında var olan gerçek, maddesel planda yaşayan bireyin fizik ötesi gerçeklik içerisindeki var olan bilinmez olanı bilmemesinden kaynaklıdır. İnsanın fizik ötesi var olan gerçeklik içerisinde var olmanın temelini keşfetmesi onun fizik realitesinde bu yapıya isim verme gereksinimi doğurmuştur. Bir diğer taraftan fizik ötesini bilenin fiziksel plan yaşantıda bulunan bireye bilmediği bir gerçeği en yakın şekliyle anlatmak istemesinden kaynaklı da olabilmektedir.

Bilindiği üzere yüksek idrak dereceleriyle elde edilen bilgilerin tek boyutlu madde planına indirilmesi için bu bilgileri konuşma diline uyarlamak şarttır. Bu uyarlamalar kusursuz yapılmaya çalışılsa da bilinçaltı yaşamında üst idrak derecesine sahip olmayan insanlar bu bilgileri anlamaları için kendi idrak edebilecekleri şekle sokmak zorundadırlar. Örneğin; Tanrıyı anlatmak için yaratıcılık özelliğini belirtmelisiniz, bilinçaltı yaşamında bulunan bireylere Tanrıyı anlatamazsınız, mutlaka anlayabilecekleri şekilde özellikler eklemek zorunda kalırsınız. Tanrı = Yaratıcı, yaratan, yaratmak. Oysaki tanrı yaratıcıdır dediğimizde ona bir özelik kazandırmış olmaktayız, yani aslında onu göreceli olan inançlar içinde göreceli şekillerle tanıtmaktadırlar. Eğer tüm her şeyi var etmiş olanın bu var oluşu yaratmakla sağladığına inanırsanız onu Tanrı olmaktan çıkarmış olursunuz. Zihninizi çok fazla karıştırmanız lazım, Tanrıyı anlamak için bilinciniz zaman kavramını terk etmelidir ki bu üst bilinç aşamalarında mümkündür. Dolayısıyla madde dışından, çok boyutlu planlardan alınan bilgiler tek boyutlu madde plana getirildiğinde mutlaka değişime uğramaktadırlar. Ancak bu durumun mevcut olduğunu bilmek için bile yine de idrak derecesi gereklidir. Durumu anlamak için bireyin en azından bilinçaltı mekanizmasından çıkmış olması gereklidir, peki ya inanç kalıpları içerisinde bulunanlar bu durumu nasıl değerlendirmektedir? Bu sorunun net cevabı ve bu cevabın açıklaması mevcuttur.

Günümüz zamanında bu durumu idrak etmeyenler yeni uydurma spritüal akımlara yönelerek, kendi algılama derecelerine uygun olan öğretileri seçmektedirler. Çünkü yeni spritüal akımlar sadece insanlara günlük yaşama uyarlanan bir öğreti sunmaktadırlar. Kendilerine spritüal rehberler veya Majisyen ve Okültist diyen kimseler her gün çoğalarak ortaya çıkmaktadır ki insanlara sundukları yaşam içinde mevcut olan yaşam deneyimlerinden ibarettir. Yapmış oldukları, insanları derin bir parazitlenmeye maruz bırakmaktır, kendilerinin dahi anlamadıkları kavramları günlük yaşam diliyle yeniden anlamlandırarak insanlara kirli bilgilendirmeyi empoze etmektedirler. Bu durum bu türden olan rehber ve onların öğretilerinin bilinçaltı yaşamından çıkamadıklarını göstermektedir.

Sözde öğretilerin ve “rehberlerin” göreceli konuştuklarını anlamanız için sadece sorgulama kabiliyeti kazanmanız, farkındalık elde etmeniz yeterli olacaktır. Günümüz zamanında ruhun varlığını savunan, ruh denilen yapının inanç kalıplarında var olan yaşam cevheri olduğunu söyleyen, ona renk ve şekil veren hatta çeşitli özellikler ekleyen “spritüal rehberler”. Ruh kavramının ortaya çıkış şeklini, ruh kavramının anlatımındaki felsefeyi, ruh kavramının teoloji ve teozofide var olan yapısını bilmiş değiller ve bu insanlar ruhsal gelişim rehberleri olarak kendilerini tanıtmaktadırlar. Çok daha akıl almaz durumlar yaratan, ruhsal gelişim tanıtımları mevcuttur. Gerçek anlamı değiştirilen bir yapı ve varlığı bile ispatlanamayan bir yapıya kazandırılan bilinçaltı özellikleri, yetmezmiş gibi bu yapının geliştirilebilir olduğunun söylenmesi. Bu hayali yapının geliştirilmesinden sonra bireylere sunulan diplomalar ve sertifikalar mevcut olmaktadır, ruhun geliştiğini gösteren diplomalar. İşte bugün toplumun karşısına çıkarak çekinmeden kendine spritüal rehber veya bilir kişi diyebilen şahıslarla karşı karşıyayız. Teolojiye ruh kavramı, bedenli olanın dışında, bedenin bağlı olduğu maddesel olmayan yapı anlamında kullanılmaktadır, Teozofide ruh mevcut değildir, madde ötesinde bağlı olunan bilinç döngü noktası olan kozmik bilinçten bahsedilmektedir. Dolayısıyla bilinçaltı yaşamında bulunan bireye mutlak gerçek bilgisinin temel gerçeklerini aktarabilmek için kavramlar seçilmektedir, bilinçaltında inanç kalıplarında bulunan bireyler ise bu kavramları öz haliyle anlamadıklarından dolayı anlayabilecekleri şekilde yeniden düzenlenmektedir. Bu yüzden yazdıklarımı çok dikkatli şekilde okuyun, her cümleyi sorgulayın, çünkü özü anlamanız için eskileri yıkarak inşa etmeniz şarttır. Günümüz zamanında herkesin ruhunu geliştirerek sertifika veriyorlar, bu sertifikalar ruhunuzun geliştiğini gösteriyor, ancak nedense ruhunuzu geliştiren rehberlerin geliştirdiklerini iddia ettikleri yapının varlığının fiziksel ve metafiziksel ispatı mevcut değildir. Bu bir trajikomedi, insanlara ruhsal rehberlik yapan birey kendisi bilinçaltında yaşamaktadır. Mutlak gerçekleri aktarmış olduğum bu topraklarda bunca çeşitli bilinç türleriyle mücadele ederek kapıları açık tutmam size empoze edilen insanlığın eseri midir? Size sadece insan olduğunuzu anlattılar ve empoze ettiler, ancak insan denilen ırk sadece insanlardan ibaret değildir. Hepiniz isimsizsiniz, hiçbiriniz doğarken bir isimle doğmadı. İsimsiz doğana göreceli isimler vermek göreceli olanların empoze edilmesi için atılan ilk temel taşıdır. İsmini bile başkasının seslendirmesi sonucu kabullenen bir yapı geri kalan her şeyi kolayca kabullenecektir. Size öğretildiği şekliyle insan olduğunuza inanmanız insan olmanız anlamına gelmez, ancak söylenen insan üstü olmak günah ve suçtur, hatta bilinçaltında sıkışıp kalan sözde rehberlere göre insan üstü olmak bir sihirdir veya insan üstü olmanın sonucunda yeşil derinizin üzerinde kuyruğunuz bile vardır.

Hangi ruhu hangi bilimle geliştirmektesiniz?
Niyetlerle?
İsteklerle?
İnanç kalıplarıyla?
Travmalarla?
Korkularla?
Mevcut olmayan sezgilerle?
Mevcut olmayan idrak dereceleriyle?
Utançlarla?
Pişmanlıklarla?
Duygusal seçimlerle?
Aynılaştırılan kimliğinizle?
Yani bunun gibi onlarca sınırlar ve kalıplarla mı?
Neyle? Nasıl? Ve tüm bu sınırların içerisinde sıkışıp kalan “rehberlerle” mi?

Bu sınırların varlığı günlük yaşantınızda bile başarılı bir birey olmanıza engeldir. Bu sınırlarla günlük yaşantınızı doğru sürdürebilmeniz için gerekli olan sabit karakteri bile şekillendiremezsiniz. Günlük yaşantınızı bile oluştu ramazken, sadece günlük yaşantı için sabit karakter şekillendiremez iken, ruhunuzu geliştirmektesiniz?

Birçok yeni “spritüal” akımların bilgileri kirletmesi ve insanları yanlışlarla parazitlendirmesi çok uzun zamandır ki devam etmektedir. Hala çok sayıda birey kısır döngüye hapsolmuştur, kısır döngüye hapsolan insan var olmayan ancak varmış gibi inandırılanlarla günlük yaşamını süslemeye devam etmektedir. Hapsedildiği inanç kalıplarında dönüp dolaşarak yıllar sonra yıllarını kaybettiğini görmektedir. Bazıları sahip olduğu bilinç kodlamasından dolayı daha erken uyandırılarak mutlak gerçeklere doğru adım atmaktadırlar. Erken uyananların erken uyanmalarının başlıca sebebi gelenlerin oluşturduğu kırılmalardır ve sahip oldukları bilinç türleridir.

Türkiye’de mutlak gerçekleri aktarmaya başladığımdan şimdiye kadar olan süreçte, açtığım kapılardan akan mutlak gerçekler artık çok sayıda bireyin uyanmasını sağlamaktadır ve sağlamış oldu. Esasen de bundan sonraki süreçte sağlayacaktır. Ancak bu durum içerisinde bile yine bilinç türlerinin farklılığı mevcuttur ki bu göz ardı edilmemesi gereken noktadır. Mutlak gerçeğin özünden; insan ırkı asla toplu şekilde aydınlanmayacaktır ve bu türden bir yaratılış zaten mevcut değildir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.