Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Final Soruları 2012 – 2013

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Final Soruları 2012 – 2013

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Final Soruları 2012 – 2013
Yayınlama: 17.10.2022
9
A+
A-

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Final Soruları 2012 – 2013

1- Devletin Kökenini “Kuvvet ve Mücadele” ile açıklayan teoriyi açıklayıp anlatınız. Bu teoriye yöneltilen eleştiriler nelerdir belirtiniz.

Kuvvet ve mücadele teorisine göre devlet güçlüler ile zayıflar arasındaki kuvvet ve mücadeleden doğmuştur. Devlet, güçlülerin zayıflar üzerinde zorla kurdukları bir baskı teşkilatıdır. Bu teşkilat sayesinde güçlüler zayıfları sömürmeye devam eder. Hukuk da bu baskı ve sömürü düzenini devam ettirebilmek ve her türlü direnişi önleyebilmek için konulmuş birtakım kurallardan ibarettir.

Bu teorinin savunucuları arasında Yunanlı filozof Herakleitos, İslam düşünürlerinden İbn-i Haldun, Fransız hukukçu Leon Duguit ve Alman düşünür Franz Oppenheimer yer alır.

Oppenheimer’a göre devlet, “kaynağını, belirli sebeplerin etkisi altında vukua gelen mücadelede, gasp ve yağmada bulunur. Dünya tarihinde devlet için mücadele, gasp ve yağmadan başka bir kaynaktan bahsedilemez. Sosyolojik anlamda devletin dış görünüşü tahakkümdür; iç görünüşü ise tebaanın efendiler zümresi tarafından ekonomik yönden sömürülmesidir. İnsanlar ihtiyaçlarını biri çalışma diğeri gasp olmak üzere iki değişik yolla giderir. Çalışma ihtiyaçları gidermenin “ekonomik yoludur;” ihtiyaçların giderilmesi için emek verilmesine dayanır. Gasp ise ihtiyaçları gidermenin “siyasal yoludur.” İşte siyasal yolların kullanılması yani başkalarının servetinin gasp edilmesi devlet vücut verir.

Eleştiriler: Devletin sadece kuvvetle kurulduğu, otoritenin yalnızca kuvvetle sağlandığı, devletin devamlı gasp ve yağmaya dayandığını iddia etmek abartılıdır. Devletler otoritelerini kuvvetle sağlar, gerektiğinde de şiddete başvurmaktan çekinmez. Ama her devlet kendi otoritesinin meşru olduğu konusunda uyruklarını ikna etmeye de çalışır. Ve bunda belirli oranlarda başarılı da olur. Devletler sadece kuvvete dayalı olsaydılar sürekli bir isyan tehlikesiyle karşı karşıya kalırlardı. Egemenliğini asırlarca sürdürmüş birçok istikrarlı devletin varlığını sadece kuvvet kullanarak hüküm sürdürdüğünü söylemek abartılı bir iddia olacaktır.

2- Halk Egemenliği teorisinin tanımını yapıp, Halk Egemenliği teorisi, “Temsili Demokrasi Kurumlarıyla” bağdaşmaz ne demektir açıklayınız.

Halk Egemenliği teorisine göre (theory of popular sovereignity) egemenlik halka aittir. Halk ise belirli bir anda yaşayan vatandaşlar topluluğu demektir. Bu teoriye göre, egemenlik halka yani onu oluşturan tek tek bireylere aittir. Bu nedenle egemenlik bölünebilir bir şeydir. Herkes egemenliğin bir miktarına, bir parçasına sahiptir. Rousseau, Toplum Sözleşme’si adlı eserinde on bin vatandaşın bulunduğu bir devlette her vatandaşın, egemenliğin on binde birine sahip olduğunu söylemiştir.

Halk egemenliği teorisi, “temsili demokrasi” kurumlarıyla bağdaşmaz. Bu teori, “doğrudan demokrasi” ve “yarı doğrudan demokrasi” sistemlerini gerektirir. Zira halk egemenliği teorisine göre egemenlik halktadır ve başkasına devir ve ferağ edilemez. Ayrıca halkın iradesi temsil de edilemez. Rousseau’ya göre, “milletvekilleri milletin temsilcisi değildir ve olamaz. Olsa olsa geçici işlerin görevlileri olabilirler; hiçbir kesin karara da varamazlar. Halkın onamadığı hiçbir karar geçerli değildir, yasa sayılmaz. Görüldüğü gibi, halk egemenliği teorisi, temsili demokrasiyi reddeder; onun yerine doğrudan demokrasiyi veya hiç olmazsa yarı doğrudan demokrasiyi savunur. Diğer yandan bu teoriye göre, her vatandaş egemenliğin bir parçasına sahip olduğuna göre egemenliğini doğrudan doğruya kullanmasına engel yoktur. O halde “halk oylaması,” “halk teşebbüsü,” “halk vetosu” gibi yarı doğrudan demokrasi araçları, halk egemenliği teorisiyle uyumludur.

3- Federal Devlet’i tanımlayarak, “güvenceli yetki paylaşımını” anlatınız.

Federal Devlet: Uluslar arası kişiliğe sahip bir merkezi devlet (federal devlet) ile uluslar arası bir kişiliğe sahip olmayan bölgesel devletlerin (federe devletlerin) aralarında güvenceli bir yetki paylaşımı yaparak oluşturdukları devlet topluluğudur.

Bu tanıma göre federal sistemin özünü, federal devletler ile federe devletler arasında yapılan “yetki paylaşımı/division of power” oluşturur.

Adem-i merkeziyet (yerinden yönetim) sisteminden farklı olarak federalizmde yetki paylaşımının güvenceli olması gerekir. Bu şu anlama gelir: Federal devlet istese de federe devletlere verilen yetkileri geri alamamalı, federe devletlerin yetki alanına giren konularda işlem yapamamalı, bu konularda kendi iradesini federe devletlere empoze edememelidir. Aksi taktirde yetki paylaşımı güvenceli olmaktan çıkar. Bu durumda ise ortada federalizm değil merkezi devletin isteğine göre yapılmış ve istediği sürece yürürlükte kalacak olan basit bir yetki paylaşımı vardır ki bu tür yetki paylaşımına federalizm değil adem-i merkeziyet veya yerinden yönetim denir. Federalizm, adem-i merkeziyetten çok daha ileri düzeyde ve güvenceli bir yetki paylaşımıdır. Federalizmin özünü oluşturan yetki paylaşımının “güvenceli” olması için şu üç şartın bulunması gerekir:

  • Yetki paylaşımı yazılı ve katı bir anayasayla yapılmış olmalıdır.
  • Anayasanın değiştirilmesine federe devletler de katılmalıdır.
  • Yetki uyuşmazlıklarının yargısal çözüm yolu olmalıdır. Şayet bu üç şart yoksa bir yetki paylaşımı yapılmış olsa bile ortada bir federasyon yoktur.

4- Başkanlık sisteminin güçlü yanları nelerdir? Açıklayınız.

Başkanlık sisteminin parlamenter hükümet sistemine nazaran belli belli başlı üç üstünlüğünün olduğu ileri sürülmüştür.

a- Başkanlık Sistemi İstikrarlı Bir Yönetime Yol Açar: Başkan belli bir süre için seçildiğine ve bu süre içinde güvenilmezlik oyuyla görevden alınamadığına göre, başkanlık sisteminde hükümet krizlerinin ortaya çıkması ihtimal dışıdır.

b- Başkanlık Sistemi Güçlü Bir Yönetim Yaratır: Çünkü bir kere bir devlet tek kişi tarafından daha güçlü bir şekilde yönetilir. İkinci olarak, başkanın doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi başkana büyük bir saygınlık ve meşruiyet kazandırır. Üçüncü olarak başkanlık sisteminde ne olursa olsun dört ya da beş yıl boyunca görevde kalacağını bilen başkan korkmadan politikasını uygulayabilir.

c- Başkanlık Sistemi Daha Demokratik Bir Yönetim Biçimidir: Çünkü başkanın doğrudan halk tarafından seçilmesi başkanlık sistemine tartışılmaz büyük bir demokratik nitelik kazandırır. İkinci olarak hesap sorulabilirlik (accountability) bakımından başkanlık sistemi parlamenter sisteme göre daha demokratik bir sistemdir. Başkanlık sisteminde sorumluluğun teşhisi kolaydır. Yürütme tek kişinin elinde toplandığına göre, işler iyi gitmediğinde halk hesap soracağı kişiyi bilir. Yani başkanlık sisteminde parlamenter sistemde olduğu gibi başkanın sorumluluktan kurtulması, suçu başkalarının üstüne atması mümkün değildir. Üçüncü olarak önceden biline bilirlik ( identifiability) açısından da başkanlık sistemi daha demokratiktir. Önceden biline bilirlik seçmenin oy pusulasını atarken oy verdiği adayın kazanması halinde kimin hükümet edeceğini bilmesi anlamına gelir. Başkanlık sisteminde seçmenin oy verdiği aday kazanırsa ülkeyi dört ya da beş yıl o idare edecektir. Oysa parlamenter sistemde bir partinin temsilcileri için oy kullanan seçmen, partinin başbakan olarak kimi destekleyeceğini bilmemektedir. Dahası bir partinin tek başına çoğunluğu elde edememesi durumunda (ki çok partili sistemlerde çoğunlukla böyle olur) hangi partilerin koalisyon kuracaklarını seçmen önceden bilemez.

5- Çoğulcu Demokrasi anlayışını açıklayınız. Bu anlayışa yöneltilen eleştiriler nelerdir, yazınız.

Çoğulcu/plüralist demokrasi anlayışı, toplumun çoğunluk tarafından yönetileceği düşüncesini reddetmez. Ama çoğunluğun yönetimi ile azınlıkta kalanların hakları arasında bir denge kurulması gerektiğini savunur. Çoğulcu demokrasi anlayışına göre, çoğunluğun yönetim hakkı mutlak değildir. Çoğunluğun yönetme hakkı azınlığın temel hakları ile sınırlıdır. Kamunun iyiliği toplum içinde yapılan özgür tartışma ve pazarlıklar neticesinde ortaya çıkar. Doğru karar fikirlerin serbest yarışmasıyla alınabilir. Bu nedenle, bir demokraside çoğunluğun iradesine sınırlandırıcı tedbirler ve kurumlara ihtiyaç vardır. Çoğulcu demokrasi anlayışına göre azınlıkta kalanların hakları çoğunluğa karşı korunmalıdır.

Azınlıkların temel haklarının tanınıp güvence altına alınmadığı bir rejimde yöneticileri seçme hakkı da büyük bir anlam taşımaz. Çünkü serbest bir şekilde bilgi edinemeyen kendisine sunulan alternatif politikaları tartışamayan seçmenler seçme hakkını da gereği gibi kullanamazlar. Böyle bir ortamda seçimleri kazanan partilerin gerçekten seçimi kazandığını söylemek zordur.

Eleştiri: Çoğulcu demokrasi anlayışı bugün için kabul görmüş anlayıştır. Gerçekten de bir demokrasi de yönetimin çoğunluğun iradesine dayanması kadar temel hak ve özgürlükler de önemlidir. Temel hak ve özgürlüklerin olmadığı özellikle serbest tartışma ve yarışma ortamının bulunmadığı bir toplumda çoğunluğun yönetimi demokrasi değil olsa olsa çoğunluğun mutlakıyeti olur. Böyle bir yönetimi demokrasi anlayışla bağdaştırmak oldukça güçtür.

Bununla birlikte çoğulcu demokrasi anlayışında zaman zaman aşırıya gidilmektedir. Temel hak ve özgürlüklerin garanti altında olduğu, serbest tartışma ve yarışma ortamının bulunduğu, kamuoyunun serbestçe oluştuğu bir ortamda yapılan dürüst seçimler neticesinde, halkın çoğunluğunun oylarını kazanmış bir partinin yönetme hakkını ortadan kaldırmak veya onu etkisiz kılmak için çoğulcu demokrasi anlayışının dili ve havasına uygun görüşler ileri sürülmektedir. Gerçek anlamda çoğulcu demokrasi anlayışı çoğunluğun yönetme hakkını inkar etmez. Temel hak ve hürriyetler ihlal edilmemişse, çoğunluk iradesini serbest tartışma ve yarışma ortamında açıklamışsa çoğunluğun yönetme hakkına karşı artık çoğulcu demokrasi anlayışının diyeceği bir şey olamaz. Ülkeyi kim yönetecek sorusuna bir demokraside verilecek tek cevap vardır: “Çoğunluk”. Ve bu cevap çoğunlukçu demokrasi anlayışına veya çoğulcu demokrasi anlayışına göre değişmez.

6- Temsili Vekalet teorisi nedir? Tanımlayıp Özelliklerini ismen sıralayınız.

Temsili Vekâlet Teorisine: 1789 Fransız İhtilalinden bu yana temsili sistemlerde milletvekilleri ile millet arasındaki ilişkinin niteliği konusunda “emredici vekâlet teorisi” değil “temsili vekâlet teorisi” geçerlidir. Temsili vekâlet teorisine göre de Milet ile vekilleri arasındaki ilişki temelde bir vekâlet ilişkisidir. Ancak bu vekâlet siyasal nitelikte bir vekalettir ve özel hukuktaki vekaletten bir çok bakımdan farklıdır. Temsili vekâletin başlıca özellikleri şunlardır:

  • Bütün Milletin Temsili İlkesi (Belli bir seçim bölgesi ya da seçmenleri değil bütün milletin temsili)
  • Kolektif Vekâlet İlkesi (Tek tek milletvekillerine değil, milletvekillerinin bütününe verilmiş vekalet)
  • Genel Vekalet.
  • Emredici Vekalet Yasağı.
  • Azil Yasağı.
  • Sorumsuzluk.
  • VII- Serbestlik.
  • Milletvekillerinin maaşlarının genel bütçeden ödenmesi.

7- Kısıtlı Oy ne demektir? Vergiye bağlı oy’u açıklayıp anlatınız.

Kısıtlı Oy: Oy hakkının servet, vergi, yetenek, cinsiyet ve ırk şartlarına bağlı olarak tanımlanmasıdır.

Vergiye Bağlı Oy ise, oy hakkının sadece devlete belirli bir miktar doğrudan vergi ödemiş kişilere tanınmasıdır. Bu ilkeyi savunanlara göre, oy hakkının vergiye bağlanması adalet duygusuyla özellikle nimet ve külfetlerde eşitlik ilkesiyle uyum içindedir. Devlet faaliyetlerinin mali yükü vergi mükelleflerinin omuzlarındadır. O halde devlet yönetiminin nimeti olan oy hakkı da bu külfete katlanan kişilerde olmalıdır. Oy hakkının vergiye bağlı olması ilkesi teorik olarak tutarlıdır.

Zira parlamentoların kökeninde “temsilsiz vergi olmaz/ no taxation without representation ilkesi yatar. Temsil denen şey vergi alınabilmesi için doğmuşsa vergi vermeyenlere temsil hakkının tanınmaması gerekir. O halde “vergisiz temsil olmaz/ no representation without taxation ilkesi, vergisiz temsil olmaz ilkesinin/  no taxation without representation doğal bir sonucudur. Vergiye bağlı oy ilkesinin lehine ileri sürülmüş görüşler ne olursa olsun bu sistem günümüzde terk edilmiştir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.