Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Vize Soruları 2012 – 2013

Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Vize Soruları 2012 – 2013

Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Vize Soruları 2012 – 2013
Yayınlama: 17.10.2022
14
A+
A-

Hukuk Fakültesi Güz Yarıyılı Anayasa Hukuku Çıkmış Vize Soruları 2012 – 2013

1- Kelsen’in normlar hiyerarşisini açıklayınız. Bu anlamda Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ne anlama gelir anlatınız.

Bir hukuk düzeninde anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik, genelge, özelge gibi kurallar belli bir sıralama içinde yer alır. Bu normlar arasında altlık- üstlük ilişkisi vardır. Buna normlar hiyerarşisi veya hukuk düzeni piramidi denir. Bu hiyerarşide alt basamakta yer alan norm geçerliliğini üst normdan alır bu nedenle de ona uygun olmak zorundadır. Üst norm alt normun geçerlilik ve dayanağını oluştururken, alt norm da üst normun içeriğini oluşturur. Kelsen’in normlar hiyerarşisinin en zayıf yönü anayasanın geçerliliğini her hangi bir normdan almamasıdır. Bu, anayasa ya da diğer temel normların geçerliliklerini hukuk dışı bir olgudan yani siyasal iktidardan aldığı anlamına gelir.

Anayasa, normlar hiyerarşisinde en üst basamakta yer alır bu nedenle diğer tüm normların üzerindedir ve hepsinden üstündür. Bu anlamda anayasanın üstünlüğü, herhangi bir normla anayasa arasında bir çatışma olduğunda hiç tereddütsüz anayasanın uygulanması gerekliliğini anlatır. Ülkedeki tüm gerçek ve tüzel kişilerin ekonomik, siyasi, hukuki yapıların anayasa kurallarına uymak zorunda olmaları da anayasanın bağlayıcılığını oluşturur.

2- “Katı Anayasa’yı” tanımlayıp, bir anayasayı katı hale getiren usulleri anlatıp birer örnek veriniz.

Katı anayasa/rigid constitution, sıradan kanunlardan daha farklı organlarca ve daha zor usûllerle değiştirilebilen anayasadır. Yazısız anayasalar nasıl nitelikleri gereği yumuşak iseler, yazılı anayasalarda katıdır. Birkaç istisna dışında yazılı anayasaların hepsi değiştirilme usûllerini belirler. Değiştirilme usûlünün anayasada belirlenmesi zorunlu olarak kanunlar için öngörülenden farklı bir usûlün belirlenmesi anlamına gelir.

Bir anayasaya “katılık” sağlamanın değişik yolları vardır:

a) Özel Meclis Usûlü: Anayasa değişikliğinin sırf bu amaçla oluşturulacak özel bir meclis tarafından yapılması anayasaya katılık sağlar.1958 Fransız Anayasa’sına göre anayasa değişikliğinin Millet Meclisi ve Senatonun birlikte toplanmasından oluşan bir kongre tarafından yapılması öngörülmüştür.

b) Üye Tamsayısının Salt Çoğunluğu Kuralı: Şayet bir anayasanın değiştirilebilmesi için –kanunlar için aranmayan- parlamento üye tamsayınsın salt çoğunluğu aranıyorsa o anayasa katıdır. Örneğin İtalyan anayasası. (m. 138/1)

c) Nitelikli Çoğunluk Kuralı: Anayasanın değiştirilebilmesi için parlamentonun üye tamsayısının beşte üçü, üçte ikisi dörtte üçü gibi nitelikli bir çoğunluk aranıyorsa o anayasa katıdır. 1949 Alman anayasası anayasa değişiklikleri için 2/3 nitelikli çoğunluk arar.

d) Halkoylaması: Kanunlar için aranmadığı halde anayasa değişikliğinin halkoylamasına sunulması gerekiyorsa bu anayasa katıdır. Örneğin 1999 İsviçre anayasası anayasa değişikliklerinin referanduma götürülmesini şart kılmaktadır.

e) Değiştirilemeyecek Maddeler veya İlkeler: Bir anayasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi yasak ise o madde katıdır. Örneğin Fransız anayasasını 79. Maddesine göre hükümet şeklinin cumhuriyet olduğunu belirten maddenin değiştirilmesi yasaktır.

f) Süre Yasağı: Bir anayasanın kabul edilmesinden sonra belli bir süre değiştirilmesi yasak ise o anayasa yine katıdır. 1787 ABD anayasası 5. Maddesi 1808 yılına kadar değiştirilmesini yasaklamıştır.

g) Dönem Yasağı: Bir anayasa kendisinin belirli dönemlerde veya durumlarda değiştirilmesini yasaklıyorsa o anayasa katıdır. İspanyol ve Portekiz anayasaları savaş, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerinde anayasa değişikliğini yasaklamıştır.

h) Değişikliğin İkinci Defa Kabulü: Anayasa değişikliğinin kabul edilebilmesi için kabul edilen değişikliğin belli bir süre sonra parlamento tarafından tekrar kabul edilme şartı vardır. İzlanda anayasasına göre, anayasa değişikliğini kabul eden parlamento feshedilir ve seçimlere gidilir. Yeni parlamento da değişiklikleri kabul ederse anayasa değişikliği C. Başkanının onayı ile yürürlüğe girer.

ı) Devlet Başkanının Mutlak veya Geçici Veto Yetkisi: Sıradan kanunlar için devlet başkanına tanınmadığı halde anayasa değişiklikleri için devlet başkanına böyle bir yetki tanınması anayasayı katı hale getirir. Danimarka ve Hollanda anayasaları monarklara mutlak bir veto yetkisi vermiştir. 1982 Türk Anayasası 175. Maddesi ise C.Başkanına anayasa değişikliklerini güçleştirici bir yetki vermiştir.

i) Federe Devletlerin Onayı: Federal devletlerde Federal anayasa değişikliklerinin federe devletlerce onayı gerekir. 1787 ABD Anayasasına göre anayasa değişikliklerinin federe devletlerin dörtte üçü tarafından onanması şarttır.

Bir anayasanın katı sayılması için yukarıdaki düzenlemelerin hepsinin bulunması zorunlu değildir. Bu usullerden birini taşıyan anayasa katıdır.

3- Anayasacılık / Constitutionalism nedir? Bu bağlamda “anayasacılığa aykırı anayasa” ya da “itibari anayasa” (G. Sartori) ne anlama gelir yazınız.

Anayasacılık/Constitutionalism: Tarihsel olarak 18. y.y. sonlarında ortaya çıkan, devlet iktidarının sınırlandırılması ve vatandaşların hak ve hürriyetlerini devlet karşısında korumak amacıyla, kanunların üstünde yer alan ve kanunlardan daha zor değiştirilebilen ve kendisine anayasa denilen katı bir kanunun yapılmasını isteyen akımdır. Anayasacılık akımının amacı devlet iktidarını sınırlayarak vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için öngörülen araç ise yazılı, katı ve üstün bir kanunun yani bir anayasanın yapılmasıdır. Dolayısıyla anayasacılık bir ülkede yazılı, katı ve üstün bir anayasanın yapılmasını gerektirir.

Devlet iktidarını sınırlandırmak, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak maksadı olmaksızın yeni bir anayasa yapılması anayasacılık olayı olarak görülemez. Bir diktatör de kendi yetkilerini sağlamlaştırmak vatandaşların temel hak ve özgürlüklerini sınırlandırmak için anayasa yapabilir. Böyle bir anayasa anayasacılığın özüyle bağdaşmaz. İşte bu tür anayasalar “anayasacılığa aykırı anayasa” kavramına dâhildir. Benzer bir kavram G. Sartori tarafından kullanılmıştır. Sartori’ye göre itibari anayasalar/ nominal constitution, siyasi iktidarı örgütleyen ama sınırlandırmayan anayasalardır. Bunların metinlerine bakıldığında temel hak ve özgürlükleri koruyan hükümlerin yer aldığı ama bu hükümlerin fiilen geçersiz olduğu görülür. 1990 öncesi SSCB anayasası böyleydi. Çünkü anayasada yer alan bir çok haktan küçük bir kısmı fiilen kullanılabiliyordu.

4- “Monist doktrine göre Uluslararası Hukuk’un iç hukuka ve bu arada anayasaya üstünlüğü kabul edildiğinde bu üstünlüğün sadece uluslararası hukuk bakımından olduğunun altı çizilmelidir.” Yukardaki paragrafı göz önünde bulundurarak, “Uluslararası hukukun üstünlüğü prensibi, uluslararası hukuka aykırı iç hukuk normlarının iç geçerliliğini etkilemez ne anlama gelir? Açıklayınız.

Uluslar arası hukukun üstünlüğü prensibi uluslar arası hukuka aykırı iç hukuk normlarının iç geçerliliğini etkilemez. Uluslar arası yargı organları uluslar arası hukuka aykırı iç hukuk normunu iptal etmemekte; ama sadece bu normun uluslar arası düzeyde ileri sürülemez (inopposable/dermeyan edilemez) olduğuna karar vermektedirler. Diğer bir ifadeyle uluslar arası hukuk normuna aykırı iç hukuk normunun müeyyidesi geçersizlik değil böyle bir normun uluslar arası düzeyde ileri sürülememesidir.

Sonuçta uluslar arası hukuka aykırı iç hukuk normları uluslar arası düzeyde dermeyan edilemese de iç hukuk bakımından mevcut ve geçerli olmaya devam eder. Bu da bir normun iç geçerliliği ile dış geçerliliği arasında örtüşme olmadığını göstermektedir. O halde uluslar arası hukuk normuna aykırıdır diye bir anayasa normu iç hukukta kendiliğinden geçersiz hale gelmez. Sonuç olarak iç hukuk bakımından anayasa ile uluslara arası hukuk normları arasında hiyerarşi bulunmadığını söyleyebiliriz.

5- Otantik/Mevsuk yorum nedir? Türk Hukuk sisteminde otantik yorum yapma yetkisine sahip kişi ve kurumlara üç örnek veriniz.

Bir hukuki metnin değişik kişiler tarafından değişik şekillerde yorumlanması ihtimal dâhilindedir. Bir anayasa maddesi Meclis, Bakanlar Kurulu ya da AYM tarafından farklı farklı yorumlanabilir. Ancak hukuk düzeninde bu değişik yorumlardan sadece bir tanesi geçerli ve bağlayıcıdır. İşte bağlayıcı olan bu yoruma “otantik yorum” denir. Otantik/mevsuk yorum, hukuken kendisine itiraz edilemeyen ve pozitif hukukun kendisine hukuki sonuçlar bağladığı yorumdur. Otantik yorumun her zaman doğru yorum olduğu iddia edilemese de kendisine itiraz edilemediği kesindir

Önündeki davayla ilgili otantik yorum yapma yetkisi AYM’ ne aittir. Çünkü bu mahkemenin kararı bağlayıcıdır ve bu karara karşı başvuru yolu yoktur. Ancak AYM’nin anayasanın tek otantik yorumcusu olduğu sanılmamalıdır. C. Başkanının pek çok işlemi yargı denetimine tabi değildir. Örneğin C. Başkanının Başbakan atama işlemi yargı denetimi dışındadır. Bu işlemlerde otantik yorum yetkisi C. Başkanına aittir. Üç istisna dışında Meclis kararları AYM denetimine tabi değildir. O halde denetime tabi olmayan kararlar konusunda örneğin savaş ilanı gibi kararlarda otantik yorum yapma yetkisi Meclise aittir. Seçimlerin yönetimi ve denetimi konusunda otantik yorum yapma yetkisi ise Yüksek Seçim Kurulu’na aittir.

6- Devletin kamu tüzel kişiliğine sahip olmasının hukuki sonuçlarını sayınız? Bu ilkenin siyasi sonucu nedir açıklayınız?

Devlet sadece kamu hukuku alanında değil özel hukuk alanında da bir hukuk öznesidir. Yani hukuken bir tüzel kişidir. Devletin tüzel kişiliğe sahip olmasının hukuki sonuçları şunlardır:

I- Hukuki işlemler yapabilir.
II- Malvarlığına sahip olabilir.
III- Hukuken hak ve borç sahibi olabilir.
VI- Mahkemeler nezdinde davacı ve davalı olabilir.

Devlete hukuki kişilik tanınmasının en önemli siyasi sonucu ise iktidarın kişiselleşmesinin önlenmesidir. Devlet, devleti yöneten gerçek kişilerden farklı bir kişiliğe sahip olduğuna göre devlet iktidarı onu kullanan yöneticilere değil devletin kişiliğine aittir. O halde yöneticiler iktidar üzerinde sübjektif bir hak sahibi değildir. Onlar sadece devletin bir görevlisi olarak hukukun kendilerine tanıdığı yetkileri kullanırlar. Diğer bir ifadeyle hiç kimse hiçbir grup devlet iktidarı üzerinde kişisel bir hak iddia edemez. Devlet iktidarı, münhasıran devletin kişiliğine bağlıdır.

Burdeau’ya göre devlet, kurumsallaşmış siyasal iktidardır. İnsan insana itaat etmemek için devleti icat etmiştir.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.