Şu Acayip Yeryüzü Özet

Şu Acayip Yeryüzü Özet

Şu Acayip Yeryüzü Özet
Yayınlama: 08.10.2022
357
A+
A-

Şu Acayip Yeryüzü Özet

Şu Acayip Yeryüzü Sunuş

ACAYİP Şeyler Dizisi’nin bu üçüncü kitabı ile hepinize yeni bir merhaba!

Bir önceki kitapta sözünü ettiğimiz gibi üçüncü kitabımızın konusu, ŞU ACAYİP YERYÜZÜ!

Bu kitabın sayfaları arasında, yeryüzünün Hayat Bilgisi ve Fen Bilgisi kitaplarında yazmayan çok acayip gerçeklerini bulacaksınız.

Güzel mavi gezegenimizin, kendine özgü yuvarlaklığı, çekiciliği, yer kabuğunun altında saklı katmanları, yanardağları ve elbette yanmayan dağları, çölleri, buzulları ve okyanuslarıyla acayip ama gerçekten çok acayip bir yer olduğunu göreceksiniz…

Sözü daha fazla uzatmadan, öğrenirken, biraz da eğleneceğinizi düşündüğümüz bu kitapla, sizi baş başa bırakıyoruz…

Unutmadan, Acayip Şeyler Dizisi devam ediyor ve bir sonraki maceramızın adı: Şu Acayip Gökyüzü!

Gerçekten çok acayip!

Şu Acayip Yeryüzü Yazar Profili

Tarık Uslu, 1974 yılında Adapazarı’nda doğmuştur. Milli eğitim hayatı lise son sınıfa kadar sürmüştür. Bütün bu süre içerisinde okumak ve yazmaktan daha önemli bir şey öğrenmemiştir.

Tarık Uslu, lise yıllarında Zafer dergisinin yazı işlerinde çalışmaya başlamış ve uzun yıllar derginin müdürlüğünü yapmıştır.

Tarık Uslu, şu anda Zafer yayınları, Uğurböceği Yayınları ve İlkgençlik Yayınlarından oluşan Zafer Yayın grubunun editörlüğünü yapmaktadır.

Hem kendi ismi olan (Özkan Öze) hem de Tarık Uslu ismi ile pek çok kitabı yayınlanan yazar yazı çalışmalarını aralıksız sürdürmektedir.

Şu Acayip Yeryüzü İçeriği

Yeryüzü şekillerinin nasıl olduğuna, yerçekimi kuvvetinin nasıl olduğuna nasıl bulunduğuna dair birçok bilgi var. Eskiden dünyanın şekli ile ilgili saçma ötesi düşünceler vardı bildiğimiz gibi. Bunların yanlış düşünceler olduğunu ve gerçek düşünceler, dünyanın şeklini kimin bulduğuna dair bilgiler de bulunmaktadır. Dünyanın tepsi olduğunu veya diğer saçma fikirlerin gerçeklerini dünyanın ekvatorlardan şişik, kutuplardan basık bir yapıya yani geoit şeklinde olduğuna dair bilgilerde var. Ve ayrıca bu düzen olmazsa neler olabileceğine dair birçok tahminler de var.

Şu Acayip Yeryüzü Emeği Geçenler

Dil : Türkçe
Kâğıt Cinsi : 2. Hamur
ISBN : 9789758781911
Yazar : Tarık USLU
Cilt Tipi : Ciltsiz
Basım Yeri : İstanbul
Yaş Grubu : 6-9 Yaş
Yayınevi : Uğur Böceği Yayınları
İlk Basım Yılı : 2009
Yayın Tarihi : Nisan-2013
Baskı Sayısı : 23. Baskı
Sayfa Sayısı : 154
Ölçü : 13,5×19,5 cm
Editör : Özkan Öze

Şu Acayip Yeryüzü Konu Başlıkları

  • Yer nasıl bir yer?
  • Uzaydaki mavi devekuşu yumurtası
  • Yer bizi çekmese
  • Yer’in dayanılmaz çekiciliği
  • Ne büyük, ne küçük
  • Ne sıcak, ne soğuk
  • Yerin kabuğu ve elma kabuğu
  • Çekirdeğin faydaları
  • Yanardağlar neden yanar?
  • Dünyanın çatıları
  • Neye yarar dağlar?
  • Yeryüzünün çölleri
  • Buzdan ülkeler
  • Toprağın hikâyesi
  • Benzin deposundaki dinazor
  • H2OOOOOOOOH!

Şu Acayip Yeryüzü Kitaptan Alıntı

ARİSTOTALES’İN, beyaz harmaniyesine sarılıp, zeytin bahçelerinde ders anlattığı günlerdi. İhtiyarın anlattıklarından canları sıkılan iki öğrenci, (Tabi ki, Akhuzittines ve Saftirikiles) kaş göz işareti yaparak aralarında anlaştılar ve gruptan ayrılıp, bir tepeciğin eteğinde sırt üstü uzanarak, lakırdı geyiğinin boynuzlarını cilalamaya başladılar.
Ancak iki felsefe öğrencisi, ne konuşabilirlerdi ki!?
“Sence” dedi, Akhuzittines. “Yer nasıl bir yer?
Saftirikiles, harmaniyesinin eteklerinde dolaşan bir kaç iri karıncayı püfledikten sonra:
“Sana yerin düz bir tepsi gibi olduğunu kaç kere anlatacağım!” diye cevap verdi.
“İhtiyar öyle söylemiyor ama!” dedi Akhuzittines.
“İhtiyarı boşver sen! Ben gözümün gördüğüme inanırım. Ve Dünyayı düz bir tepsi gibi görüyorum!” dedi Saftirikiles.
“Şu uzaktaki geminin yavaş yavaş ufukta kaybolması işine ne diyorsun?” diye sordu Akhuzittines.
“Peh! Hiç zekice değil. Bir göz yanılması işte!” dedi Saftirikiles.
“Hadi ama.. Pekala yeryüzünün düz değil de tostoparlak bir şekli olduğunu göstermez mi bu?” diye sızlandı Akhuzittines
“Eğer Dünya yuvarlaksa, tam altımızda yaşayanların dondurma topları nasıl oluyor da külahlarının üzerinde düşmeden durabiliyorlar ha?” diye bağırdı Saftirikiles…

Şu Acayip Yeryüzü Yorumları

Okunması Kolay. dili sade ve akıcı içinde bizi ilgilendiren bir çok anlatım var mesela yerçekimi, dağların özellikleri , yanardağlar ,petrol, buzullar ve çöller ve daha birçok yararlı bilgi. Okumanızı tavsiye ederim.

Çok güzel bir kitap serisi devam ettiriyorum. Çok da memnunum.

Bu kitapta Tarık Uslu’nun diğer kitapları gibi bazı şeyler hakkında acayip bilgiler veriyor. Burada da yeryüzü ile ilgili acayip ve dikkat çekici bilgiler anlatılıyor. Kitap ilk bir hikaye ile başlayarak sonrasından acayip ve hiç duymadığımız bilgileri anlatmaya başlıyor. Kısacası benim bu acayip başlık altındaki kitapları okumak çok dikkatimi çekiyor ve yeni yeni bilgiler öğrendiğim için bu serinin çoğunu okumaya çalışacağım.

Bilgilendirici, komik anlatımlı güzel bir çocuk kitabı. Beğeniyle okuyabilirsiniz.

şu acayip şeyler dizisi 3. kitabı seriye başlarken illa 1. kitabından başlamak zorunda değilsiniz istediğinizden başlayabilirsiniz. kitabı bize hocamız tavsiye etmişti. şuan serinin 3 kitabını okudum. gerçekten güzel bir seri. yazar her seferinde farklı bir konuyu ele alarak o konu hakkında fen ve hayat bilgisi kitaplarında yazmayan şeyleri anlatıyor. tavsiye ederim…

Tarık Uslunun mizahını kalemini bi ebeveyn olarak hep çok beğenmişimdir. Şu acayip şeyler dizisini inşallah tamamlayacağız.

Seriyi Fen Bilimleri öğretmeni olarak büyük küçük herkese tavsiye ediyorum.

Yeryüzü gibi geniş bir konunun çok güzel derlenip toplandığı güzel bir çalışma. Çocuklar kadar büyükler için de bir oturuşta bitiriliverecek bir seri.

Acayip Şeyler Dizisinin bu üçüncü kitabı ile hepinize yeni bir merhaba! Bu kitabın sayfaları arasında, yeryüzünün Hayat Bilgisi ve Fen Bilgisi kitaplarında yazmayan çok acayip gerçeklerini bulacaksınız.

Güzel mavi gezegenimizin, kendine özgü yuvarlaklığı, çekiciliği, yer kabuğunun altında saklı katmanları, yanardağları ve elbette yanmayan dağları, çölleri, buzulları ve okyanuslarıyla acayip ama gerçekten çok acayip bir yer olduğunu göreceksiniz…

Şu Acayip Yeryüzü Kitap Özeti

Şu Acayip Yeryüzü kitabı 16 konudan oluşmaktadır. Yazarımıza saygıdan ve hakkına girmemek için sadece açık olarak verilen tek konu özeti vereceğiz. Yer Nasıl Bir Yer! başlığının özeti:

ARİSTOTALES’İN, beyaz harmaniyesine sarılıp, zeytin bahçelerinde geze dolana öğrencilerine ders anlattığı günlerdi. İhtiyarın anlattıklarından canları sıkılan iki öğrenci, (Tabi ki, Akhuzittines ve Saftirikiles) kaş göz işareti yaparak aralarında anlaştılar ve gruptan ayrılıp, Aristotales’in ve yanından hiç ayrılmayan bir iki ispiyoncu kerkenezin kendilerini göremeyeceği bir tepeciğin eteğinde sırt üstü uzanarak, lakırdı geyiğinin boynuzlarını cilalamaya başladılar. Ancak iki felsefe öğrencisi, ne konuşabilirlerdi ki!?

Söz, olimpiyatlardaki açılış şovunda, kendilerini yüksek kulelerden aşağıya atan atletlerin, kendi istekleri ile değil, olimpiyat organizatörlerince aşağıya itiklendiğine dair, bütün Atina’yı çalkalayan dedikodudan sonra, dünyanın şekline geldi. “Sence” dedi, Akhuzittines. “Yer nasıl bir yer?

Saftirikiles, harmaniyesinin eteklerinde dolaşan birkaç iri karıncayı püfledikten sonra: “Sana yerin düz bir tepsi gibi olduğunu kaç kere anlatacağım!” dedi.“

İhtiyar öyle söylemiyor ama!” diye cevap verdi Akhuzittines. “İhtiyarı boşver sen!” diye cevap verdi Saftirikiles. “Ben gözümün gördüğüne inanırım. Ve dünyayı, düz bir tepsi gibi görüyorum!”

Akhuzittiles: “Şu uzaktaki geminin yavaş yavaş ufukta kaybolması işine ne diyorsun?” diye sordu. Gözlerini kısarak, “Peh! Hiç zekice değil. Bir göz yanılması işte!” dedi Saftirikiles.

“Hadi ama.. Pekala yeryüzünün düz değil de böyle yuvarlakımsı bir yüzeyi olduğunu göstermez mi bu?” diye sızlandı Akhuzittines. “Peki öyleyse söyle bakalım, dünya yuvarlaksa, tam altımızda yaşayanların dondurma topları, nasıl oluyor da külahlarının üzerinde düşmeden durabiliyorlar ha?” diye bağırdı Saftirikiles.

Güvensizlikten titreyen sesiyle: “Belki yer her şeyi çekiyordur!” dedi Akhuzittines. Saftirikiles, delicesine güldükten sonra: “Pöh! Kulelerden atlayan atletleri çektiği gibi mi? Sakın gökyüzü her şeyi aşağıya doğru itiyor olmasın!” dedi. Kendisiyle böyle dalga geçilmesine pek içerleyen Akhuzittines:

“Diyelim dünya tepsi gibi düz bir şey, neyin üzerinde duruyor peki?” diye sordu. Saftirikiles’i köşeye sıkıştırdığından bal gibi emindi. Ama Saftirikiles’, gerine gerine cevabı yapıştırmakta gecikmedi: “Neyin üzerinde olacak, elbette dev bir kaplumbağanın!” Bu beklenmedik cevap karşısında kısa bir şaşkınlık yaşayan Akhuzittines, bir soru daha patlattı: “Ya o dev kaplumbağa neyin üzerinde duruyor?”

Saftirikiles’in cevabı hazırdı: “O da bir başka kaplumbağanın!”

Akhuzittines kızdı: “Ya o bir başka kaplumbağa!?” diye bağırdı. Saftirikiles de oldukça kızgın görünüyordu: “Bana bak Akhuzittines! Ondan sonrası hep kaplumbağa tamam mı?” diye kükredi. Saftirikiles’in eline bir taş parçası alıp, gözlerini iyice kıstığını farkeden Akhuzittiles: “İstersen bu konuyu kapatalım” dedi. “Elbette isterim!” diye cevap verdi Saftirikiles.

Kısa bir sessizlikten sonra, Akhuzittines, Saftirikiles’e dönerek: “Saftirikiles!” diye seslendi. Sesinde meraklı bir felsefe talebesinin kafa karışıklığı vardı: “Ne var?” dedi Saftirikiles, tam olarak sakinleştiği söylenemezdi.

“O kaplumbağalar var ya!”
“Eeee!”
“Caretta Carette değil mi?”
“Sanırım öyle…”
“Saftirikiles!”
Neeeeeee!”
“Dünyanın ta ucuna gitsek ve iyice eğilip aşağıya baksak, en üstteki yüce kaplumbağayı görebilir miyiz?”
“Bir gün mutlaka Akhuzittines! Bir gün mutlaka!”

Ve az sonra, iki ispiyoncu kerkenezin yardımlarıyla onları yakalayan Aristotales, Akhuzittines ve Saftirikiles’i, ceza olarak bir sonraki sene yapılacak olimpiyat oyunlarının açılış şovu için gönüllü atlet olarak yazdırdı. İki kafadarın gözyaşları içinde ufukta kayboluşunu seyreden filozof: www.cevapoloji.com

“Dünya kesinlikle yuvarlak bir şey olmalı!” diye mırıldanıyordu. Size anlattığım bu tuhaf hikâyenin tek gerçek tarafı, Aristotales’in gerçekten de dünyanın yuvarlak bir şekle sahip olduğuna inandığı kısmıydı. Eğer Felsefe kitaplarında Akhuzittines ve Saftirikiles isimlerini aramaya kalkarsanız, boşuna yorulursunuz!

Dünyanın nasıl bir şekli olduğu meselesi bin yıllardır insanların zihinlerini kurcalayıp durmuştur. Ancak bu soruya cevap vermek hiç de sandığınız kadar kolay değildi. Maya’lar dünyanın, nilüferlerin açtığı, balıkların cirit attığı büyük bir havuzda uzanmış güneşlenen kocaman bir kertenkele’nin (şuna timsah desek ya!) sırtı olduğuna inanırlardı.

Eski Mısırlılara göre, dünyanın sonsuz büyüklükte dümdüz bir şekli vardı ve dört tane filin üzerinde durmaktaydı. Sümerliler’e göre ise dünya, sazdan yapılma bir kayık şeklindeydi. Ancak ters dönmüş bir kayıktı bu!

Dünyanın şeklini, fena halde kafalarına katıp, bu konuyu ilk olarak araştırmaya çalışanlar Antik Yunan filozoflarıydı. Tales, dünyanın su üzerinde yüzen kocaman bir tepsi olduğuna dair kalıbını basardı! Pisagor, çok kafalı adamdı. Ay tutulması sırasında, dünyanın ay üzerinde yuvarlak bir gölge bıraktığını farketmiş ve “Sakın dünya yuvarlak olmasın?” demişti. Aristotales, gemilerin ufukta ağır ağır kaybolmaları ve ağır ağır görünür hale gelmelerinden yola çıkarak, yeryüzünün bir küre olduğundan adı kadar emindi. Ancak, 15. yy.’da bile bazı kitaplarda, dünyanın neden yuvarlak olamayacağı ve yuvarlak bir dünyaya inananların, ne kadar şapşal oldukları anlatılıyordu.

Macellan’ın, dünyanın etrafında attığı şu meşhur tura kadar, (1520) insanların büyük çoğunluğu özellikle de Ortaçağ Avrupa’sındakiler dünyanın yuvarlak olduğuna inanmaya hiç yanaşmıyorlardı. İnsanlar için dümdüz bir tepsi şeklindeki dünyaya inanmak, yuvarlak bir dünyaya inanmaktan çok daha kolaydı. Çünkü yuvarlak bir dünyaya inanmak; beraberinde pek çok soruyu da birlikte getiriyordu. Mesela, yuvarlağın alt tarafındaki insanların, hayvanların, ve denizlerin (ve elbette külahların üzerindeki dondurma toplarının) orada nasıl durdukları, akıl alacak bir şey değildi.

Yer, çok acayip bir yerdi! Yerin üstündeki, sayısız akıl almaz mucize gibi, yerin kendisi de öyle akıl almaz bir mucizeydi.

Uzaydaki Mavi Deve Kuşu Yumurtası

KIRK TİLKİ gücündeki kurnazlığı ile aleme nam salmış bir arkadaşım, bana ilk kez bir yerküre gördüğü anı şöyle anlatmıştı. “Minimini birler sınıfındaydım. Öğretmenimiz, orta boy bir karpuz indeki yerküreyi sınıfa getirdi. Onun Dünya olduğunu hemen anlamıştım ama anlamadığım bir Şey vardı. Acaba, biz, bunun içinde mi yaşıyorduk; yoksa kabuğunda mı? Çok merak ettiğim bu konuyu hemen öğretmenime sordum.

Oracıkta girdiği gülme krizi yüzünden, bir süre bana cevap veremedi!” Yeryüzünde yaşayan insanlar arasında akla hayale gelmeyecek kadar saçma Şeylere inananlar vardır. Ancak, dünyanın şekli konusunda hiç kimsenin artık şüphesi yoktur sanırım. Dünya yuvarlaktır!

Uzaya giden astronotlar, onun masmavi güzelliği karşısında şaşırıp kalmaktadırlar. Uzayın, karanlığı kadar derin ve derinliği kadar karanlık bağrında, tüm öteki gök cisimlerinden en yakınındaki Ay’dan bile çok çok çok farklı yaratılan Dünyamız, yuvarlaktır ama, onun yuvarlaklığı bir pinpon topunun yuvarlaklığı gibi değildir… Aslında tam olarak yuvarlak bile değildir!

Dünya, GEOİD bir küredir. Kutuplardan bir miktar basıktır. Ekvator çevresi, kutup çevresinden daha büyüktür. İşte bu şekle GEOİD denir. Bu geoid Şekliyle dünyamız, bir devekuşu yumurtasına benzer. Kocaman, mavi bir devekuşu yumurtasına… Dünyanın Şeklini “devekuşu yumurtası”na benzetmek aklıma durup dururken gelmedi.

Kur’an-ı Kerim’deki Naziat Suresi’nin 30. ayeti şöyledir: “Bundan sonra yeryüzünü serip döşedi.” Ayetin Arapça aslında “döşedi” kelimesi “dahv” şeklindedir. DAHV, döşemek düzeltmek gibi anlamlara geldiği gibi; yuvarlaklık ve devekuşu yumurtası anlamlarına da gelir…

İnsanların neredeyse tamamı, dünyanın düz bir tepsi gibi olduğuna inandığı bir zamanda Allah, tek bir ayetin, tek bir kelimesiyle, bizlere onu hangi şekilde yarattığını, işte böyle bildiriyor: Üst ve altından basık, yanlardan şişmanca geoid şeklindeki bir devekuşu yumurtası gibi…

Yer Bizi Çekmese!

AH KEŞKE, yer bizi çekmese de, Şöyle kollarımızı iki yana açıp, kuşlar gibi uçabilsek. Bir zıplasak ve apartmanların üzerinden geçip gitsek. Yer çekimi olmasa hayat kim bilir ne kadar eğlenceli olurdu. değil mi? Astronotlar gibi, havada döner dururduk. Hiçbir zaman düşmezdik. Dizlerimiz yara olmaz, başımızın okaşımızın yarılmasından korkmadan istediğimiz yerden atlardık. Hoplardık zıplardık, kim bilir nasıl eğlenirdik?

Değil mi?
Değil elbette! Hem de hiç değil.

Eğer Allah yer çekimini yaratmamış olsaydı, hayat hiç de eğlenceli olmazdı. Yer çekiminin bizler için ne kadar önemli olduğunu anlamak için, biraz hayalimizi çalıştırmamız gerekiyor. Mesela bir sabah uyandığımız da, yerin artık hiçbir şeyi çekmediğini, o eski çekiciliğini yitirdiğini hayal edelim ve bakalım bizi sandığımız gibi eğlenceli bir hayat bekliyor mu, görelim…

Yer çekiminin kalkmasıyla birlikte tıpkı bir sinek gibi odanın tavanına yapışırdın. Hem de yatağınla birlikte. Kafanı tavana çarptığın için büyük ihtimalle uyanırdın.

Evet başın biraz acıdı ama neticede Şu an uçuyorsun işte! Bu her Şeye değer değil mi? Ama dur bir dakika! Sadece sen uçmuyorsun. Masan, masanın üzerindeki kâğıtlar, kalem kutun, kalem kutundaki tüm kalemler, gece geç saatlere kadar bitirmek için çalıştığın kompozisyon ödevin bile odanın içinde uçuyor. Bütün bunları bir araya toplaman gerekiyor. En azından ödevini.

“Canım ortalık biraz dağılmışsa ne olmuş” diyorsan problem yok. Zaten senin odan her zaman biraz dağınık olurdu değil mi? Bu sefer biraz fazla dağınık o kadar. Yalnız keşke mürekkep $işesinin kapağını yatmadan kapatmış olsaydın? Ortalık fena battı çünkü. Yüz milyonlarca küçük mavi damla, odanın içinde uçuşuyor ve dokunduğu her Şeyi boyuyor. Banyoya gidip yüzüne bir bak istersen. İyi de nasıl?

Odanın ortasında bir takla atarak kapının kolunu tutmayı becerdin. Bu arada masa lamban kafana çarptı. İki sivri uçlu kalemle göz göze geldin. Halıya dolandın, ayağın masaya çarptı. Yirmi kadar küçük mürekkep damlası yuttun. Nasıl, havada takla atmak acayip eğlenceli değil mi? Odanın kapısını nihayet açtın. Seninle birlikte terliklerin de çıktı. Tabii ayağın altında değil, kafanın üstünde. Olamaz! İşte bu tam bir felâket! Salondaki akvaryum tavana yapışmış bütün balıklar ve su ise, odanın içinde dolaşıyor.

Odanın ortasında bir takla atarak kapının kolunu tutmayı becerdin. Bu arada masa lamban kafana çarptı. İki sivri uçlu kalemle göz göze geldin. Halıya dolandın, ayağın masaya çarptı. Yirmi kadar küçük mürekkep damlası yuttun. Nasıl, havada takla atmak acayip eğlenceli değil mi?

Odanın kapısını nihayet açtın. Seninle birlikte terliklerin de çıktı. Tabii ayağın altında değil, kafanın üstünde. Olamaz! İşte bu tam bir felâket! Salondaki akvaryum tavana yapışmış bütün balıklar ve su ise, odanın içinde dolaşıyor.

Balıkların sağlık durumunu hiç sorma. Nihayet banyoya vardın. Kapıyı açtığında seni ilk karşılayan şey, babanın tıraş olurken kullandığı jiletler oldu. Aman dikkat! Ama işte, artık banyoda kayıp düşmek gibi bir korkun kalmadı. İyi işte ne güzel yerin insanı çekmemesi! Hadi bir de çeşmeyi açmayı dene! Evet, gözlerinize inanamıyorsun ama durum bu! Su yukarıya doğru akıyor. Elinle bir miktar suyu yakalayıp yüzüne serpiyorsun ama su damlaları öylece yüzünde kalıveriyor. Tamam, bu sabah yüzünü yıkamasan da olur. Hatta bu yeni duruma alışana kadar yüzünü yıkama, peki ya çişin gelirse? Banyo macerası bu işin tadının yavaş yavaş kaçtığını göstermeye başladı. Bu arada karnın acıkmış olmalı, haydi mutfağa.

Mutfağa gitmek için salondan geçmen gerekiyor. Koltuklar, yemek masası ve içinde annenin çok kıymetli tabaklarını sakladığı vitrin salonun ortasında dönüp duruyor. Televizyon ise tavana çarptığı için parçalanmış. Ortalık cam kırığı ölü balık ve su damlaları kaynıyor. Kapakları açılan vitrinden uçuşan tabaklar ise avizenin etrafından dönüp duruyorlar. Annen bu manzarayı görse ne derdi kim bilir? Sonunda mutfağın kapısına da gelebildin. Ama içeriye girmek bile istemiyorsun. Çünkü ne ile karşılaşacağını az çok tahmin etmeye başladın. Havada uçuşan bir buzdolabı.

Kaşık çatal ve bıçak takımları. Buzdolabının içinden fırlayan meyveler ve sebzeler. Daha da kötüsü, dün akşam yememek için olmadık bahaneler uydurduğun kapuska tenceresinden çıkmış kapının hemen arkasında yüzüne yapışmak için seni bekliyor. Evin içi yer çekimsiz yaşanacak bir yer olmaktan çıktı. Bir de dışarısını dene istersen. Ancak çıkış kapısını açmadan önce, pencereden bir kez bakmanı tavsiye ederim.

Yo hayır! Yanlış görmüyorsun. Gökyüzünde akıp giden o Şeyler balinalar. Milyarlarca balık gibi, yer çekimi kalkınca atmosfere yükselen okyanuslarla birlikte onlar da uçmaya başladılar. Tıpkı bütün arabalar, trenler, gemiler gibi. Tıpkı ormandaki filler ve aslanlar gibi. Milyonlarca canlı artık yuvalarında yaşamıyorlar.

Milyonlarcası zaten artık yaşamıyor. Hadi bu sevdaya artık bir son verelim ve Allah’a bizi yer çekimi olan bir dünyada yarattığı için şükredelim. Eğer böyle olmasaydı asla bu kadar güzel bir hayatımız olmazdı. Teşekkürler Allah’ım, yeri bu kadar çekici yarattığın için, güneş ve yıldızlar için, gökyüzü ve bulutlar için, ağaçlar ve kuşlar için, mevsimler ve aylar için sonsuz teşekkürler…

Yerin Dayanılmaz Çekiciliği

1664 YILININ Aralık ayında, Londra sokakları, büyük veba salgınının kaldırımlara yığdığı insan cesetleriyle doluydu. Önü bir türlü alınamayan salgın Cambridge’e ulaştığında, üniversitenin bir süreliğine kapatılması ve öğrencilerin evlerine gönderilmesi kararı alındı. Eğitimine ara vermek zorunda kalan bu öğrencilerden birinin adı, Isaac Newton’du. Alelacele bavullarını toplayıp, Woolsthorpe’daki çiftlik evine dönmek üzere, yola koyuldu.

Bu karanlık tablodan, Newton için, bilimle uğraşmak ve icat yapmak için bulunmaz bir fırsat doğmuş oldu. Newton, o korkunç veba yılları için anı defterlerine şöyle bir not düşmüştü: “İcat yapmak için en uygun yaştaydım ve hayatımın hiçbir döneminde olmadığı kadar bilimle meşgul oldum..” Henüz yirmi üç yaşındaydı…

Daldan bir elma düştü ve… Newton çiftlikte geçirdiği günlerden birinde, kitaplarını da yanına alarak bir elma ağacının altında oturdu. O sırada ağacın dallarından birinden bir elma düştü. Pek çok insan için—kafalarına düşmediği sürece—sıradan ve önemsiz görünen bu olay, Newton’un zihninde bir takım şimşeklerin çakmasına sebep oldu. Yıllardır düşünüp durduğu bazı sorulara cevap bulmuştu:

Yer, her Şeyi çekmekteydi! Daha doğrusu, cisimler birbirlerini kütleleriyle ve aralarındaki mesafeyle ilişkili bir şekilde çekmekteydi. Bu, kâinattaki her bir atom ve her bir yıldız için geçerli bir kanundu. Cisimler birbirine ne kadar yakınsa, çekim kuvveti de o kadar büyüyordu. Ve kütlesi büyük olan cismin çekim gücü de büyük oluyordu.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.