Yeter Bu Kadar Uyuduğun Özet

Yeter Bu Kadar Uyuduğun Özet

Yeter Bu Kadar Uyuduğun Özet
Yayınlama: 22.02.2023
14
A+
A-

Yeter Bu Kadar Uyuduğun Özet

Yeter Bu Kadar Uyuduğun Yazardan

Öncelikle merhaba. Umarım keyfin yerindedir ve dilediğin hayatı yaşıyorsundur. Beni soracak olursan iyiyim. Para kazanmak için çalışmıyorum. Alışveriş yapmaya çıktığım zaman etikete bakmıyorum ve çoğunluğun bir ömür boyunca çalışıp sıradan bir daire aldığı bir dünyada ben bu genç yaşımda kendi tribleks evimdeyim. Tüm bunlara karşın fazla sosyal değilim ve çevrem maddi durumuma göre oldukça az.

Eğer hazine bulduğumu, kumar oynadığımı, aileden zengin olduğumu veya büyük ikramiyeyi kazandığımı düşünüyorsan yanıldın. Yirmili yaşlarımın başında vasıfsız, beş parasız ve çok fazla borcu olan birisiydim. Ne zaman birisine güvensem ihanete uğradım ve düştüm. Ve her düşmemde yakın çevrem ve ailem bana sırtını döndü.

Peki ne oldu da şimdi milyoner oldum? Talih kuşu mu kondu? Veya şansım yaver mi gitti? Hayır! Ne talih kuşu kondu ne de şansım yaver gitti. Bu kadar düşmenin ardından ayağa kalkıp yürümeyi öğrendim. Fark ettim ki aslında içinde yaşadığımız dünya zengini daha zengin fakiri daha fakir olarak koruyor. İster şirket, ister politikacı de, azınlık yönetirken, çoğunluk yönetiliyor. Tıpkı binlerce yıl önce olduğu gibi.

Cehalet mutluluktur. Dünyaya bakış açım değiştikten sonra bir daha asla eskisi gibi düşünemedim ve aklım sürekli sorguluyordu. Matrix filmini izledin mi bilmiyorum. Morpheus Neo’ya iki tane hap uzatır. Neo eğer mavi hapı alırsa her şeyi unutacak ve yalanlarla dolu bir dünyada, hiçbir şeyin farkında olmadan mutlu bir hayat sürecektir. Ancak kırmızı hapı alırsa acı gerçeklerle yüzleşecek ve mücadele edecektir.

‘Yeter bu kadar uyuduğun’ isimli bu kitap, o kırmızı hap. Eğer mavi hapı tercih ediyorsan kitabı kapat ve hemen iade et. Ancak gerçeklerle mücadele edecek gücün varsa burda kal. Ekonomik sistemi ve hayatının nasıl kontrol edildiğini, sistemin nasıl işlediğini görmek için devam et.

Yazarlık yeteneğim olmadığı için dostum Enes’ten yardım aldım ve iyi ki beraber çalışmışız. Benim aklımdaki finansal olarak bilgilendirici bir kitap hazırlamaktı fakat Enes sayesinde kitap daha da zenginleşti ve finansal bilgilerin yanında bir de yol gösterici ve eğitici bir kitap oldu. Kendisine tekrar teşekkür ediyorum.

Yeter Bu Kadar Uyuduğun Giriş

Bu kitabın yazarı benim yakından arkadaşım. Kendisi gizli kalmayı sevdiği için isminin paylaşılmasını istemedi. O yüzden yazar kısmında ve kapakta benim ismim yazıyor. Kendisi de dediği gibi uzun zaman sıkıntılar çekti ve sonunda kazandı. Şu anda yaşadığı hayatı sonuna kadar hak ediyor. İsmini yazması konusunda ısrar ettim fakat herkesin fantezisi farklı işte.

Arkadaşım yazma konusunda becerikli olmadığı için aldığı notları beraber konuşup tartıştık ve bunu kitap haline getirdim. Kendisinden ben de birçok şey öğrendim ve hala da öğrenmeye devam ediyorum. İnsan bir gün bile bir şey öğrenmezse o günü boşa yaşamış sayılır. Bu kitabın sana çok faydası olacağını biliyorum. O yüzden acele etmeden, sakin kafayla oku. Zaten gereksiz ayrıntılarla zaman harcamak istemedik. Sohbet havasında hazırladık ve amacımız her kesime hitap etmek. Hayatın boyunca meraklı ol ve sorgula. Eğer başarılı olmak istiyorsan disiplinli ol ve hedeflerinden şaşma. İyi şanslar.

Not: Bu kitabın amacı finansal açıdan farkındalık yaratmak ve bilgilendirmektir. Anlatılanların hiçbirisi yatırım tavsiyesi değildir ve sorumluluk tamamen yatırımcıya aittir.

Neden Çalışıyorsun?

“ Uyurken para kazanmanın bir yolunu bulamazsan, ölene kadar çalışmak zorunda kalırsın.” Warren Buffett.

Hepimiz aynı toplumda doğduk, aynı toplumda yetiştik ve aynı toplumun düşüncelerine maruz kaldık. Coğrafyamızda istisnalar hariç büyük çoğunluğun hayatı ctrl+c, ctrl+v.

Konuşmayı henüz yeni öğrendikten sonra ilkokula git. Okulda okuma yazmayı ve dört işlemi öğrendikten sonra, sadece sistemin kendi hazırladığı sınavlarda başarılı olabilmek için, yıllarca ezber yap ve unut.

Okul okumamayı eziklik ve cehalet olarak gör. Henüz hayal kuracak ve hem dünyayı hem de kendini tanıyacak yaşta, işsiz kalmaktan kork. Birlik ve beraberlik kurarak ekip çalışmasıyla kazanmayı öğrenmek yerine yarıştaymış gibi rakiplerinle savaş. Öğrenmek için araştırmak yerine okulda verileni ezberle. Plan yapıp gençliğini ona göre yaşamak yerine üniversite bittikten sonra ‘Ben şimdi ne yapacağım!’ diye kara kara düşün.

Memur, avukat, öğretmen olursan atanma engeliyle mücadele et. Kimi zaman otuz yaşına kadar. Tercihe göre bu süre içerisinde ikinci bir üniversite okuyabilirsin. Baktın olmadı askerliğini yap ve gir bir işe çalış. Sigortan olsun, ve en az asgari ücret maaş al. Okudun, işin var ve askerliğini yaptın. Şimdi evlenmen lazım. www.cevapoloji.com

Belki de ömrünün geri kalanında hiç muhatap olmayacağın insanlar birkaç gün göbek atıp ucuz kuruyemiş yesin diye en az beş yıl ödemek zorunda kalacağın bir borcu yüklen. Ne de olsa bir kez evleniyorsun.

Ve yine aynı mantıkla en lüks eşyalarla evini daya döşe. Sonra da beş yıl boyunca borç öde. Bitince de ev almak için borçlan. Çocuk yap ve onun için borçlan. Zaten o çocuk büyüyüp senin seviyene gelene kadar borç ödemeye devam edersin. Ve nihayet kırk yaşını geçtin. Devamını anlatmama gerek yok. Ne demek istediğimi anladın sen.

“Neden çalışıyorsun?” diye kime sorarsan sor herkes aynı cevabı verir.
“Para kazanmak için.”
“Aç kalmamak için.”
“Ekmek parası.”         

İyi de neden? Neden paraya muhtacız? İşte bir çoğu bu soruyu sormaz. Merak etme, mandıra filozofu gibi her şeyi reddedip dağda yaşayalım demiyorum. Cevap çok basit. Medeniyetin ve ekonominin büyümesi için para şart. Para olmasaydı insanlık bu kadar ilerleyemezdi. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Problemin sebebi de bu zaten.

İlk başta sorun yoktu. İnsanlar takas yerine kullanılabilecek bir şey icat ettiler. Ve bunun karşılığı emekti. Ancak zaman geçtikçe birileri daha az emek harcayarak daha fazla emek satın almayı keşfetti. Ne olduysa ondan sonra oldu zaten.

Günümüzde insanlar bütün günlerini çalışmaya adıyor. Haftada bir gün ve senede iki hafta dinlendirilmek şartıyla ölene kadar çalışıyorlar. İşin garip tarafı hiçbir milyarder maaşlı çalışarak zengin olmadı fakat toplum bilincinde, zengin olmak için daha fazla çalışmak gerektiği inancı hakim.

O çalışma maaş karşılığında çalışmak değil. Maaşlı çalışanın kafası ile zengin insanın kafası farklı çalışır. Maaşlı birisi bir şey elde etmek istediğinde ya biriktirip maaşından yer, yada borçlanıp satın alır. Daha fazla kazanmanın yolu ise ikinci bir işte çalışmaktır.

Zengin ise parayı kullanarak kazanç elde eder. Daha fazla kazanmak için yeni fırsatlar arar. Önemli olan çok çalışmak değil akıllı olmaktır. Ve en büyük fark, maaşlı insan para için çalışmak zorundayken, zengin insan parayı kendisini rahat ettirmek için kullanır.

Bir insanın maaşı ne kadar yüksek olsa da işine ve enflasyona bağımlıdır. Yani parası ve maaşı enflasyon karşısında değer kaybeder, işsiz kalma tehlikesini bir ömür boyu yaşar. Hiçbir iş güvenilir değildir.

Ancak parası kendisi için çalışan insan rahattır. Çünkü para kazanmak için herhangi bir kişi veya şirkete muhtaç değildir. Kovulma tehlikesi yoktur. Enflasyondan ise en az etkilenen kişidir.

Para için çalışanlar paraya muhtaç olurken, parayı çalıştıranlar neden muhtaç değildir düşündün mü hiç? Maaşlı insan, toplum ona bu fikri dayattığı için öyle düşünür. Çünkü ailesi, okulda öğretmenleri ve diğer herkes ona bunu yapması gerektiğini söyler.

Sistemin istediği basit. Daha fazla harca, zengin olmasan bile lüks kıyafetler giyin. Bindiğin araç, kullandığın telefon son model olmalı. O kadar borç ve harcama alışkanlığı yüzünden ise sisteme muhtaç ol.

İki seçenek var, ya çalışan olacaksın ve ömrünün sonuna kadar para için çalışacaksın, ya da parayı yönetmesini öğreneceksin ve para senin için çalışacak.

Nedir Bu Para?

İnsanların çoğu para kazanmaya odaklanmışken, paranın kendisi hakkında fazla düşünmez. Belki biraz düşünseler para denen şeyin sadece bir güven kaynağı olduğunu ve onu kazanmak için çok fazla yıpranmak gerekmediğini anlarlar. Bizim toplumumuz devleti bir somut nesne veya kişilik gibi görür. Oysa devlet dediğimiz şey, toplumun yönetim işlerini yapan memurlardan ibaret. Şirketler de aynı şekilde. Aklına gelen en büyük markayı düşün. Onu güçlü kılan şey ne? Çalışanların ve müşterilerin markaya olan inancı. O büyük şirketlerden herhangi bir şubesi tek başına yetebiliyor. Demek istediğim şu. Herhangi bir süpermarket zincirinde çalışan işçiler o marketi yöneten kişilerdir. Şirkete yüzbinler kazandırırlar fakat kendileri asgari ücret alır.

Hep birlikte kendi marketlerini açsalar aynı işi yaparak tüm parayı kendileri alabilir. Elbette markanın tanınırlığı ve şirketin gücü önemli bir faktör. Ancak anlatmak istediğim güven. Müşteriler o markaya güvenir ve o markadan alışveriş yapar. Çalışanlar da şirkete güvenir ve her ayın maaş gününde ödemelerini alacaklarını bilirler ve o marketteki bütün işleri kendileri yapmalarına ve kazanmalarına rağmen, kendi işlerini açıp kendilerine kazanmaya cesaret edemezler.

Paranın da bu güven illüzyonundan farkı yok. Paradan önce insanların bir kısmı takas yöntemini veya değerli taşları kullanıyordu. Çünkü alanda verende ihtiyacını karşılıyordu ve üretim de tüketim de şimdiki kadar kalabalık ve karışık değildi. Ancak bir şekilde parayı icat ettiler ve birbirlerine olan muhtaçlıklarının arasına parayı koydular. Bütün toplum paraya inandı ve para değerli bir şeydi artık. Yani eline para geçen birisi biliyor ki dünyanın neresine giderse gitsin o parayla temel ihtiyaçlarını ve miktarına göre de daha fazlasını elde edebilir. Ayrıca takas edeceği şeyi biriktiremez veya çok uzaklara taşıyamazken, para sayesinde bu fırsatı kazandı.

Diyelim ki bütün dünya ülkeleri bir araya geldi ve devlet yöneticileri bir karar aldılar. Dediler ki bundan sonra dolar kullanmayacağız. İstisnasız bütün dünya ülkeleri bunu kabul ederse, elinde dolar olan insanlar ne yapar? Elbette artık bir kağıt parçası olan banknotları çöpe atarlar veya yakarlar.

Biz bireysel olarak kullanmaya devam edebilir miyiz? Elbette hayır. Bakkala gideceksin ve diyeceksin ki ‘Abi ben hala dolara güveniyorum al şunu.’ o da sana demez mi iyi de kardeşim sen güveniyorsun da ben senden bunu alsam ne yapacağım diye? Ama elbette kendi kendine yeten bir toplum hala kullanmaya devam edebilir. Çünkü kendi kendine yetebiliyor ve o toplum içerisindeki herkes güvenmeye devam ediyor. Bu sorun olmaz.

Başka bir örnek düşünelim. Bir köy düşün. Köyde hayvancılıktan tarıma, hizmetten sağlığa kadar bir toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayan her türlü meslekten insan var. Sen de o köyün yöneticisisin. Bir gün matbaaya gittin ve kendi uydurduğun bir para bastırdın. Vatandaşların da bu yeni para birimini kabul etti. Yeni para birimine olan güvenden dolayı ekonomi devam edip gider.

Devletler de küçük birer köy gibi değil mi? Hepsi kendi içinde bir para kullanıyor ve kendi aralarında da kabul ettikleri parayı kullanıyorlar. Mesela şu anda ülkemizde maalesef Türk Lirasına olan güven azaldığı için vatandaşlardan şirketlere kadar bir çoğu dövize güvenmeye başladı ve bunun sonucunda da döviz yükselmeye, Türk Lirası değer kaybetmeye başladı. Ve bu kısır döngü özellikle son birkaç yılda aldı başını gidiyor. Elbette savaşın ve yapılan hataların etkisi çok büyük fakat asıl sebep güvensizlik.

Maalesef ki günümüzde paraya yanlış bir gözle bakılıyor. Para günümüz insanları için daha lüks yaşantıyı, etrafındaki insanlara hava atma aracı olarak görünüyor. Veya aç kalmamak için bir araç. Eğer parayı hayatta kalma aracı olarak görürsen hayatta kalmana yetecek kadar paran olur. Ancak parayı senin için çalışan ve senin keyfine hizmet eden bir araç görürsen o zaman ise para sana hizmet etmeye başlar.

Zenginin Serveti Fakirin Borcu

Zenginlerin daha zenginleştiği, fakirlerin daha da fakirleştiğini elbette duymuşsundur. Peki bu gerçekten böyle mi? Ve eğer doğruysa bu nasıl olur? Fakirler zengin olamaz mı? Ya da zenginler iflas edip fakirleşmez mi? Elbette bunlar mümkün. Ancak maaşlı çalışan birisi zengin olmak isterse ne yapar? Riske girip kumar oynayabilir. Şansına güvenerek şans oyunları oynayabilir. Para biriktirebilir. Altın veya döviz satın alabilir. Hisse senedi alabilir. Ev veya araba alabilir. Arsa satın alabilir. Yada bankaya vadeli mevduat hesabına koyabilir.

Kumar: Her gün saatlerce işe gidip çalıştıktan sonra, giderlerini bile zor karşılayan birisi veya henüz çalışma hayatına girmemiş bir genç, parasızlık ve gelecek kaygısından sıkıntıya giriyor. Veya sıkıntıya girmese bile daha fazlasını elde etmek istiyor. Ancak bunu kolay yoldan ve hızlıca elde etmek istiyor

İster bireylerle oynasın, isterse kumar makinelerine yönelsin sonuç hep aynıdır. Düşük bir ihtimal olsa da diyelim ki şansı yerindeydi ve başlarda kazanmaya başladı. Ancak bir süre sonra kaybedecektir. Çünkü kazandıkça hırs yapacak ve kumara daha fazla para atacaktır. Kumarda her zaman kasa kazanır. Her ne kadar bunu reddeden bazı kumarbazlar tanısam da durum böyle.

Herhangi bir iş kurduğunu düşün. Senin o iş ile ilgili aldığın kararlar hangi yönde olurdu? Elbette kazanmak yönünde. Çünkü o işi kurma amacın zaten para kazanmak. Hatta işin tehlikeye girdiği zaman diğer insanları bile düşünmemeye başlarsın. Kumarhane ve kumar yönetenlerin de yaptığı tam olarak bu, para kazanmak. Böyle bir kumar ortamında insanlar hırslarına kapılıyor ve kaybedene kadar devam ediyor. Elbette birkaç kez kazandıktan sonra bırakabilir diyebilirsin. Gerçekten de mantıklı. Ancak sana bir sır vereyim, bizi yöneten mantığımız değil. Beynimizin salgıladığı kimyasalların sebep olduğu duygular. Kumar insan beyninde bağımlılığa neden olur ve kişinin mantığı bırakmak istese de hırsına yenik düşer ve devam eder.

Şans Oyunları: Şans oyunları da kumar ile aynı etkiye sahiptir. Kazanma umuduyla bilet alırsın, takımlara yada yarışçılara para basarsın fakat işler istediğin gibi gitmez. Kazanan arkadaşlarına bakarsın ve onlardan sinyal istersin. Bir kez kazanırsan artık o konuda usta olduğunu ve bundan sonra daha fazla kazanacağını düşünürsün. Ayrıca kazandığın o para, o zamana kadar kaybettiğin miktarı bile karşılamıyordur.

Uzun zaman önce kafede çalıştığım bir dönemde, iddaa oynayan bir arkadaşım vardı. Her bahsi geçtiğinde kumar oynamanın mantıksız olduğunu, parasını doğru düzgün yatırım araçlarına yatırması gerektiğini söyledim. Ama ona göre iddaa için ayırdığı para yatırım yapmaya değmiyordu. Belki kazanırmış. Oysa oraya vereceği parayla kendisini geliştirecek kitap veya eğitimler alsa belki de çoktan hayatı değişmişti.

Günlerden bir gün bu arkadaşımı sevinç çığlıkları atarken gördüm. Merak edip ne olduğunu sorduğumda oynadığı iddianın tuttuğunu söyledi. O kadar fazla seviniyordu ki baya yüksek miktarda kazandığını zannettim ve ne kadar kazandığını sordum. Miktarı net olarak hatırlamıyorum fakat hemen hemen bir günlük çalışması kadardı. O zamana kadar kaybettiği parayı sordum ve gülerek onlarca katı olduğunu söyledi. Bu durumda kazanmadığını, sadece zararın bir kısmını geri aldığını söylediğimde ise ‘Olsun yine de kazandım’ dedi. Daha ne diyebilirdim ki : )

Kasa her zaman kazanır. İster iddaa ister yarış oyunları olsun fark etmez. Onları işleten ve oradan para kazanan binlerce insan var. Elbette oyun oynayanlar kaybedecek ki sistem devam etsin ve ekmek yesinler. Kazananlar elbette var, kimse kazanmasaydı sistem devam etmezdi ve bilet alan olmazdı. Fakat pastanın küçük bir dilimi paylaşılıyor.

Piyangoda aynı şekilde. Her sene çıkmaz ve çıksa bile milyonları alan o insanların büyük çoğunluğu para ile ne yapacağını bilemiyor. Ayrıca piyangodan milyoner olduktan birkaç yıl sonra bütün parayı kaybeden insanların sayısı az değil. Diyebilirsin ki o kadar parayı yiyip bitiriyorsa parayı kullanmasını bilmiyor. Sen de bilmiyorsun unutma, biliyor olsaydın bu kitabı almazdın : ) Neden cami sayısının arttığını şimdi anladım. Bilet alan cami yaptırmaya yemin ediyor : )

Para Biriktirmek: Neden para biriktiriyoruz? Bilincimiz fark etmese bile asıl sebep parasız kalmaktan korkmak. Maaş veya başka gelir kaynağından elimize geçen paranın bir kısmını biriktiriyoruz çünkü ileride işsiz kalıp parasız kalmaktan korkarız. Korkarız ve banka hesabımızda biriktirmeye ve elimizi sürmemeye devam ederiz. Birikimimiz artınca da daha fazla paraya sahip olduğumuz için seviniriz. Ancak bir yandan da parasız kalıp ona muhtaç olmamak isteriz. Çünkü birikimimizin erimesini istemeyiz.

Asgari ücretle çalışan bir birey 2022 yılında ülkemizdeki enflasyonu göz önünde bulundurursak en fazla maaşının dörtte birini birikime ayırabilir. Hadi diyelim ki yarısını birikime ayırdı. Bu da demek oluyor ki bir yılda altı aylık maaş biriktirecek. Bu da on yılda beş yıllık maaş demek. Enflasyonu sabit tutarsak on yıl sonra elinde olan para (zaman / 2) * asgari ücret. Yani 27.500 TL. On yılda 27.500 TL ne kadar az değil mi? Peki ya dört yılda 1,5 milyar dolar paraya ne dersin? Hangisi daha iyi? PayPal 1998 yılında Elon Musk tarafından kuruldu ve 2002 yılında 1,5 milyar dolara satıldı. Neden böyle sence?

Milli Yatırım Araçlarımız Döviz Ve Altın: Özellikle son yıllarda TL’ye olan güven azaldı ve insanlar döviz ve altına yöneldi. Eskiden de insanlar altına veya dövize para yatırıyorlardı fakat bu kadar fazla değildi. Hiperenflasyon devreye girince insanlar özellikle dolara büyük paralar yatırmaya başladı. Dövizin iki katına çıktığı bir ülke düşün. Aslında insanlar dövizin iki katına çıktığını zannediyor fakat bu yanlış. TL değer kaybediyor, döviz yükselmiyor. Diyelim ki 2021 yılında elinde birikmiş 10.000 TL paran var, yani o zamanın asgari ücretinin 3,5 katı. Ve sen bunu dolara yatırdın. O zamanın kuruyla 1345 dolar aldın.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.